Tevazu Tuzakları 3

Selef-i salihin “tevazu, karşılaştığı her Müslümanı kendinden aşağı bilmemektir” derdi. Acaba zamane insanlarını görseler yine öyle derler miydi? Bu bize meçhul. Bildiğimiz, adalet, tevazuyu kendi yerine koymaktır. Malum, bir şeyi yerine koymamak zulümdür. Hasseten kafir ve bid’at ehli olan âdi kimselere karşı, bir de ibadet ettikçe büyüklenip herkese tepeden bakan zavallılar karşı tevazulu olmak, hem bu güzel huylara, hem de iyi olma ihtimali bulunan bu tür insanlara ihanettir.

Zamanımızda bir hakikat az bilinir olduğundan bol bol yapılır oldu.

Nedir mi o az bilinen hakikat?

“Kalabalıkta yapılan tevazunun kibirden olduğu” hakikati. Gözüne çakar gibi tevazu gösterisinde bulunan artist, aslında kendisinde bir varlık gördüğü için sana da göstermeye çalışır durur. Neyi pazarlamaya çalışıyorsun? Mütevazı insan, kendinde bir varlık görmez ki tevazu göstersin. Malı olmayan pazarda tezgah açar mı? Adam kalabalıkta kendisini yerden yere vuruyor: “Ben en cahil, en günahkar, en yüzü kara adamım”. Duyan millet de “estağfirullah efendim” diyor. Yahu niye istiğfar çekiyorsunuz? Hangi “efendim”den bahsediyorsunuz? Adam yalan söyler mi? Adam aynen öyledir, yüzüne beraber niye “yalancı” diyorsunuz?

Evet, adam kalabalıkta kendisi için “kıtmiriniz” diyor. Yani “köpeğiniz”. Yalan mı söylüyor yani? Yalan söylemenin günah-ı kebairden olduğunu bilmez mi? adam gerçekten “kıtmir”dir.

Bir başkası kalkmış “Müslümanların ayaklarını tozuyum” diyor. Azıcık dokun bakalım, ayakların tozu mu, yoksa topuzu mu, görürsün riyakar sahtekarı!

Bir de “ben kibirli değilim” diyen, kibirlidir, unutma.  Yoksa benim başıma gelen senin de başına gelir. Birisi bir küçük kitap yazmış. “Hocam şunu bir okuyun ve eleştirin. Eleştirmekten korkmayın. Biz nefsin o tür duygularını aştık” dedi. Biz de okuduk, eleştirdik. Yani beğendiğimiz yerlerini söyleyip tebrik ettik, beğenmediğimiz yerleri de gösterip sebeplerini bildirdik. Okuduk, emek verip yazdık. Kendisine de gizlice verdik. Adam ilk karşılaştığımızda bize hakaret etti ve o günden bugüne kadar bir daha da konuşmadı. Ama ben bunu hak ettim. Çünkü “Eleştirmekten korkmayın. Biz nefsin o tür duygularını aştık” sözünden kalitesini anlamalıydım. Anlayışsızlığımın acısını çektim. Bu da bana ders oldu.

O yüzden diyorum ki, çok mütevazı gözükenleri az eleştir bakalım, sana teşekkür mü edecek, yoksa buğzedip düşman mı kesilecek? Eğer hatasını, kusurunu bildirdiğinde sana teşekkür ediyorsa, o adamı bırakma azizim, işte o adam gerçekten de mütevazıdır ve adamdır.

Bu konuda nefsin çok gizli tuzakları vardır. Sen aleni tuzakları görebilirsin. Mesela seçim zamanı hoca efendileri, salih zatları ziyarete giden siyasetçinin ne kadar riyakar ve sahtekar olduğunu bilebilirsin. Ama normal zamanlarda onlar ile gözükmenin maddî manevî menfaatlerini devşirmek için giden nefisleri görebilir misin? Ömründe bir fakiri ziyaret etmeyen, ama herkesin tanıdığı mübarekleri ziyaret edenin bunu Allah için yaptığına inanacak kadar saf olabilir misin? Halbuki Allah Teâlâ’nın kalbi kırık fakirlerin ve hastaların yanında olduğunu, onları ziyaret edenin orada manen Allah Teâlâ’yı bulacağını Peygamber Efendimizin (sav)  dilinden öğrenmişsindir. 

Velhasıl kibir her iyiliğe engeldir, tevazu, her iyiliğin anahtarıdır.

Tevazu güzeldir, zenginde tevazu daha da güzeldir. Kibir çirkindir, fakirde kibir daha da çirkindir. 

Mahsul, ovadaki sulu ve yumuşak toprakta yetişir, dağda, sert toprakta yetişmez. Hikmet de, mütevazı olanın kalbinde gelişir, kibirlinin gönlünde gelişmez. Bir kimse, başını yükseğe kaldırırsa, tavana değer ve yaralanır, eğer tavan ona gölgelik ederse, kendini korur. En büyüğünüz, en küçüktür. En küçüğünüz de en büyüktür. Yani, kendini büyük gören küçüktür. Kendini küçük gören büyüktür.

 

Tüm Yazılar