“Hatırlatmalar”

Bazen bir fikir düşer kalbe bir tohum gibi, not alırsanız, kalır orada bir müddet, demlenir, çimlenir. Sonra yeşerir, uzatır boynunu, “bana bir merhaba diyen yok mu?” diyerek. İltifat güneşini görürse büyür. Hele bir de sulanırsa arada bir, çapalanırsa okşar gibi, bir evlat gibi doğar avuçlarınıza.

Bundan sonrası size kalmış. Eğer bakıp beslerseniz, bakmışsınız ki bir makale, bir fıkra, bir hikaye, bir anı yazısı oluvermiştir. Kendine içinde barınabileceği bir ev arıyordur kitaptan, sonsuza dek yaşamak için. Siz de baktıkça şaşırıyorsunuz bu yeni haline, seviniyorsunuz büyümüş de önce bir genç, sonra olgun bir adam gibi gelip kütüphanenize oturmuşluğuna…

Böyle başlıyor kalbe düşen bir fikir, kafada çakan bir şimşek, beyinde oluşan bir pırıltı, sonra gelişip serpilmeye başlıyor düşünce dünyanızda. Ama doğduğu ana rahminde öyle kalırsa, başını uzatıp dünyaya “merhaba” diyerek bodur da olsa bir ağaç olamayınca, kuruyup gidiyor bir müddet sonra. Bir varmış, bir yokmuş oluyor.  Ne kadar yazık değil mi?

Oysa insan bir not alsa, yazsa o parıltıyı, kayda bağlasa düşünceyi hemen, ölmeyecekti. Belki başka beyinlerde dal budak salacak, boy atacaktı ulu ağaçlar gibi. Faydalı meyveler verecekti ilim, kültür, sanat hayatımıza. Belki bir tuğla olacaktı medeniyet inşamızda.

Ah, ben ne yaman bir katiliyim nice düşüncelerin böyle, geç başlamakla yazmaya, tembellikle, ya da hakkını tam vermemekle okumanın. Defter kalem taşımamakla, anında not almamakla kelebekler gibi uçuşan düşüncelerin. En güzel şiirlerimi ala uykuda düzdüm, ama erindim gidip yazmaya ve kaybettim.

Bu şikayetler çoğalınca korktum kendimden, utandım çat kapı gelen bir misafir gibi düşüncelerden ve haya ettim Rabbimden. “Yazmam gerek” dedim.

Ama kime nerede?

Bu kafamızı yormadı değil. Sonra baktım “sosyal medya” tam da buna göre. Özellikle de “Facebook” tam bir not dostu. Kısa yazılar çok okunuyor orada. Hele bir de resim, hüsn-ü hat veya tehzip gibi güzellikler olursa yanında, renkleniyor yazılar. Bir haber resmi altında ya da üstünde güzel gidiyor ilgili notlar.

Sonra acıdım bu kısa ve öz, olsa olsa bir sayfalık notlara. Yazıya dönüşen bu notlar, paçayı kurtarıp bir kitap çatısının altına sığınsalar, oraya buraya savrularak kayıp olmaktan kurtulsalar kötü mü olacaktı?

Hayır! Onlara da küçük kulübeler gibi kitapçıklar içinde barınaklar yapmalıydık. Belki resimlerle beslemeliydik. Kim bilir belki daha da yararlı olabilirlerdi ileride çocuklara, gençlere, yaşlılara. Hem bakar, hem okur, hem de düşünürlerdi üstünde uzun uzun.

Hadi, öyle yapalım da yazık olmasın bu notlara dedim ve türünün bendeki ilk kitapçığı ile kurtarmaya çalıştım. Hayat onların da hakkı olsun. Kime ne zararları olur ki yaşarlarsa? Fayda ise muhakkaktır yaşadıkça.”

Böyle dedik ve sonunda bizim 38. Kitabımız ortaya çıktı. Rabbimiz faydalı kılsın. Emeği geçen herkese teşekkür ederim. Siz okuyucu kardeşlerime de “lütfen okuyun, gençlere hediye edin, okutun” diye teşvik ederim.

Tüm Yazılar