İran Ve Şia

Bazı kardeşlerimiz bize sık sık İran ve şia hakkında sorular sormaktadır. İşte onlar için verdiğimiz toplu cevapların bir özeti:


Şia ehl-i bid’ad bir mezheptir, çok parçalıdır, bid’ad’tan batıla kadar uzanan çok çeşitlidir. Biz ehl-i sünnet olarak bize en yakın gibi duran Caferilik, İmamilik ve Zeydiliği İslam dairesi içinde bilir, tekfir etmeyiz. Müslüman oldukları için düşman bilmeyiz. Haklarına hukuklarına hürmet ve riayet eder, İslam’ın gerektirdiği ahlak ile muamele ederiz. Yahudi, Hristiyan ve sair düşmanlarımıza karşı iş birliğini isteriz. Barıştan, huzurdan, birlikten ve her türlü iyi ilişkilerden yanayız. Bununla beraber mezhep olarak ehl-i bid’at olmalarını da göz ardı edemeyiz. Bu yüzden bid’at ve yanlış itikatlarından berîyiz, uzağız. Dünyaları verseler, biz ehl-i sünnet olmaktan asla ayrılmayız.


İran Devletine gelince, maalesef bir “ulus devlet” gibi şia mezhebinin ırkçılığını yapmakta ve her zaman ehl-i sünnete karşı bunu kullanmaktadır. Biz Humeyni devriminden İslam adına çok şey bekledik, şiî sünni çatışmasını bitireceğini veya sorun olmaktan çıkaracağını umduk, ama İran devleti maalesef bütün beklentilerimizi bitirdi. Üstelik her sıkıştığında kendisini dünya çapında destekleyen Türkiye’ye haksız yere amansız bir rakip oldu. Özellikle Suriye’de katil baba ve oğul Esed’lere doğrudan yardım ederek onların muhalifleri ile bizzat savaşması, verdiğimiz bütün kredileri bitirmiştir. Görebildiğimiz kadar İran dış siyasetinde İslam kimliğini pek açığa çıkarmamakta, ülkesinin ve mezhebinin sözde menfaatini önemsemektedir.

Allah mezheplerine hidayet, halkına selamet versin!


Bazı kardeşlerimizden İran ve Şia meselesinde şu minvalde e-posta alıyoruz:


“Ayşe anamıza fahişe iftirası atan 5 sahabe hariç hepsini kafir saya acem halkı can düşmanımızdır…. Zeydiyye kafir değil, fakat caferiye ve imamiyye kafirdir”


Ayşe anamızın iffeti Kuran ile sabittir. Onu inkar, Kur’an’ı inkardır. Onu inkar da insanı imandan eder. Ancak bütün şianın böyle olduğu iddiası iyi araştırılmalıdır.


Bildiğim kadarıyla akaid ve kelam alimlerimiz Zeydiyye, Caferiyye ve İmamiyyeyi tekfir etmemişler, kafir saymamışlardır. Şia içinde maalesef var olan ve "gulüv" denilen “aşırıları” kafir saymışlardır. O yüzden sevmemek ayrı şeydir, tekfir etmek ayrı şeydir. Hele hele can ve din düşmanlarımız olan ABD, AB. ve İsrail gibi zalim devletlere karşı müslümanlar olarak - şayet mümkün olursa – “ittifak yapmak” daha ayrı bir şeydir. Hatta bugün bu elzemdir. Topyekun Müslümanlar adına bugün buna her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.


Evet, Türkiye İran işbirliğinde ümmetin mutlak hayrı ve faydası vardır. Samimim bir şekilde olursa ne ala. Keşke olsa diyoruz. Düşmanlarımız bunu hiç istemez. Bizi sürekli çatıştırmak ister. Bu oyunu bozmak ayrıca bir menfaat ve maslahattır. Dinimiz gibi aklımız ve menfaatimiz de bunu gerektirir.


Diyelim ittifak mümkün olmadı. Bu olmazsa bile düşman olmaya gerek yok. Kavgadan kim hayır görmüş?


Üstelik bir şeyi unutmayalım; idareciler ayrı, halk ayrıdır. Bunun en güzel örneği Türkiye değil midir? Laik devlete bakarak Türkiye halkına dil uzatmak bizi üzmez mi? bu halk laikliği kendisi istemedi. Zorla dayattılar. Cebir ve şiddet kullanarak Müslüman ülkeyi Batılılaştırmaya çalıştılar. Devlet tamamen İslam’dan koptu. Hatta onu yok etmek için elinden geleni yaptı. Bundan en çok da bu halk zarar gördü.


Şimdi bir haddini bilmez, kardeşinin derdinden anlamaz bir cahil, “Türkiye Devleti laiktir” diye kalkıp da bu mazlum halka “kafir” diye dil uzatsa, ne dersiniz?

Kendimiz için istemediğimizi başkaları için de istememeliyiz. Bu en önemli ilkemizdir.


Öyleyse alimlerimizin “İslam / müslüman çerçevesinden” çıkarmadıklarını biz de çıkarmayalım. Mezhepleri maalesef bidat da olsa müslüman olanlara inanç dışı konularda yersiz dil uzatmayalım, gıybet etmeyelim, gerekmedikçe düşmanlık yapmayalım.


Biz ehli sünnetiz. Bidat mezheplerden uzağız. Ama unutmayalım, uluslarası kafir güçler, müslümanları parçalamak için sünni - şii kavgasını körüklüyorlar. Zihnimizi emperyalist medya işgal ediyor. Buna karşı dikkatli olmalıyız.


Ne ifrat hayırlıdır, ne de tefrit. Orta yol, vasat, muedil, dengeli ve muktesit yoldan ayrılmayalım.


Tekfir bıçak gibidir. Yerinde kullanılmazsa sahibine zarar verir.


 

Tüm Yazılar