Hoş Bir Hatıram: “el-Hartlâbî”

Bir zamanlar üç arkadaş, Merhum Halil İslamoğlu ve Ali Seyyithanoğlu dostlarımla okuldan çıkmış, güzel bir konu etrafında konuşarak evimize doğru yürüyoruz. Yoldaşlarımdan Halil Hocamla fikirlerimiz ters düşünce, o da ben de konuyla ilgili aklî ve naklî deliller getirmeye başladık. Her birimiz tearuz eder gibi görünen delillerimizi kendi anlayışımıza göre yorumluyor, uzlaştırıyor, tezimizi savunmaya çalışıyorduk. Derken ben bir ayeti zikrederek ondan kendi fikrimi dolaylı destekler bir yorum çıkarttım. Merhum itiraz etti:

-O ayeti öyle yorumlayan birisi var mı?

-Varsa kabul mü?

-Elbette.

-O zaman söyleyeyim, elbette var.

-Kim o, söyler misin?

-Tabii ki söylerim. Ebu Muhammed Cemaleddin b. Özdemir el-Hartlâbî el-Mer’aşî.

-Peki öyleyse, dedi ve sustu.

Ben içimden gülmeye başladım. Bilenler bilir, Halil Hocamın öyle susması nadirattandır. Bir müddet sessizce yürüdük. Ben “acaba çakarlar mı?” diye düşünürken gülmemek için kendimi zorluyor, dilimi hafifçe ısırıyordum. Ortalığı gerçekten de bir müddet derin bir sessizlik kaplamıştı. Derken tartışmayı dikkatle dinleyen üçüncü arkadaşımız başını bana doğru çevirdi ve kestiremeyen kararsız ama soran gözlerle bakmağa başladı. Galiba espiriyi anlamıştı ama yine de terddütlüydü. Yani benden anladığı şeye tasdik bekliyordu o bakışlarıyla. Ben de keyifli keyifli gülerek verdim gitti istediğini.   

O da gülmeye başlayınca, Halil Hocam biraz şaşkın, biraz tedirgin bize bakmaya başladı. Ortada bir şeylerin döndüğü kesindi ama neydi?  Düşünüp araştırmaya başladı. Anlayınca o da gülmeye başladı ve anında itirazı da bastı:

- Hayır, kabul etmiyorum!

- geçti Bor’un pazarı hocam. Atı alan Üsküdarı bile geçti.

- Hayır! Asla kabul etmiyorum…

Neydi mi güldüğümüz?

Muhammed benim büyük oğlumdu. “Ebu Muhammed” künyesi oradan. Özdemir ise rahmetli babam, Hartlap da köyümdü. el-Mer’aşî’yi açıklamaya gerek var mı? Adımın da aslında Cemaleddin olması gerekir. Kısaltılmışını yazdırmışlar nüfusa. Yani “Ebu Muhammed Cemaleddin b. Özdemir el-Hartlâbî el-Mer’aşî” diye delil getirdiğim müfessir, aslında benim kendimdi…

İsim ve künye doğru, ama “müfessir” olduğum doğru muydu? “Resulüllah (sav)  Efendimiz “şakayla da olsa yalan söylemeyiniz” diyordu. Buna inanmak da size kalmış. İp ucu vereyim mi? Yirmi yıldan fazla İmam Hatip Lisesinde tefsir dersleri okuttuk. Elif Mescidinde Kur’an-ı Kerim’in baştan sona tefsirini yaptık. Yıllardır vaazlarımızı Kur’an-ı Kerim’den yaparız. Bunları internetten ararsanız bulabilirsiniz. Artık fakiri de “müfessir” sayarsanız kıyamet kopmaz ya!

Tüm Yazılar