..::Cemal NAR::..
Sevincimi Erken Paylaşmak İstedim


 

Bugün bir kitabıma daha son noktayı koydum. İçindekiler kısmını düzenledim. Önsözünü sonsözünü bitirdim ve belki bir gün birileri basar duasıyla kendi dosyasına emanet ettim. Ama son sözünü yazarken kendimi tutamadım, ara verdim ve doyasıya ağladım yapayalnız çalıştığım garip kütüphanemde.

Kitap “İslam Birliği Nasıl Sağlanır? –Teori ve Pratik –“ adını aldı şimdilik. Bakalım değişmezse. Çünkü bir kitap matbaaya girene kadar bir sürü değişikliklerden geçebilir.

Size sonsözün bir kısmını yazmak istedim.

“Nihayet kitabımızın sonuna geldik. İslam birliğinin temelleri sayılan iman ve bilgileri gördük. İlk İslam Birliğinin kuruluşunda yaşanan olayları anlattık. Alınacak dersler ve ibretleri, katlanılacak fedakârlıkları yazdık. Bütün bunların nihai amacının, dünya imtihanında başarılı olmak sayılan Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak olduğunu tespit ettik. Nihayet Osmanlının yıkılması ile yaşadığımız korkunç bölünüp parçalanmanın ardından yeniden İslamî dirilişin ve ümmet birliğinin teori ve pratikte yaşanan maceralarını ve örnek tecrübelerini gördük. En son İslam İşbirliği Teşkilatı ve D8’ler örneğini anlattık.

Evet, yeni bir dünyanın şafağında bir gün mutlaka kurulacak İslam devlet ve medeniyetini, büyük İslam Birliğini selamlıyoruz.

Değerli okuyucularıma İslam Birliğini kurmanın aslında çok da zor olmadığını hatırlatayım. Bunun için ilk çırpıda milli devletleri kaldırmaya hiç de gerek yoktur. Bütün sınırları kaldırıp tek devlet demeye de gerek yok. Böyle söylemek kimi insanları dehşete düşüreceğini iyi biliyoruz. İnsanları ürkütüp korkutmaya gerek yoktur. Rahat olsunlar.

Önemli olan kalp birliğidir, gönül bağlılığıdır. Mühim olan iman birliğidir, ruh ve maneviyat birliğidir. Düşünce, davranış ve zihniyet birliğidir. Onlara dün Osmanlıyı, bugün ABD ve AB’yi tekrar hatırlatalım. İşte D8 ve İİT. örneği de meydanda.

Önemli olan kalbimizin birlikte atmasıdır. Bu Ümmeti Muhammedi yüceltmek, maddî manevî kalkınmasını sağlayıp müreffeh ve bayındır kılmaktır. İslam’ı bütün dinlerin, nizamların, ideolojilerin üstünde hakim kılmaktır. Öyle olduktan sonra bu sınırların ne önemi var. Var olsunlar, onlar ancak vilayetleri belirleyen sınırlar gibidir.

Biz Kahramanmaraş’tan Gaziantep’e giderken bir yerde bir levhaya rastlıyoruz: “Gaziantep Vilayet Sınırı” diyor. Ama biz yolculuğumuza aynen devam ediyoruz. Çünkü Kahramanmaraş da bizim, Gaziantep de bizim. Bir gün gelecek, aynen “Şam da bizim, Bağdat da bizim” diyeceğiz. Oralardan buralara gelirken bu sefer de onlar, “Kahramanmaraş da bizim, Gaziantep de bizim” diyecekler. Başımız gözümüz üstünde yerleri var. İyi niyetle gelen her kardeşimiz tanrı misafiridir, bizde hakkı vardır.

Evet, önemli olan, bir Müslümanın, rahatça bütün İslam beldelerinde gezip tozması, ilim araması, ticaret yapması, ziyaretler gerçekleştirmesidir. Bu böyle olunca, gerçekten o beldelerin ne adının, ne sınırlarının, ne de idarecilerinin farklı isimlerde olması önemli değildir. Birisine saldırı, hepsine saldırı olduktan sonra mesele nedir?

Ben Maraş’lıyım. Burada yaşadım. Zaten burada yaşayacağım, o kadar. Mekke, Medine, Şam, Bağdat, Kudüs, Kahire veya Tahran da orada yaşayan kardeşlerimindir. Ben istediğim zaman buralara rahatça gidip amacımı gerçekleştirdikten sonra, maksat hasıl olmuştur. Zaten herkes gibi ben de aileme dönüp şehrimde ölmek isterim. Öyleyse biz birbirimize yük değil, ancak rahmet ve bereketiz.

Rabbimiz yeryüzünü dahi cennete çevirecek bu büyük birliği bir an önce yaşatsın bizlere!

Amin!”

  

Tüm Yazılar