..::Cemal NAR::..
Açık Ve Örtülü Irkçılık

Avrupalılar kendilerinin dışındaki dünyaya karşı hep ırkçıdırlar. Onları hiçbir zaman kendileri ile eşit insanlar olarak görmemişlerdir. Onlar, kendilerine hizmet etmek zorunda olan zavallılardır.

Bu anlayış o kadar ileri gitmiştir ki, kendi aralarında bile derece derece bir üstünlük anlayışı vardır. Mesela İngilizler asildir. Bir Alman veya Fransız, ne kadar çabalasa da onlar gibi asil ve saygın olamaz.

Oysa ırk üstünlüğü düşüncesinin bir temeli yoktur. Ama nedense her ırk bunu bile bile bu davaya devam eder. İslam bu konuda biricik samimi dindir. O bu düşüncenin temelsizliğini şöyle ortaya koyar:

"Hepiniz Ademin oğullarısınız, Adem de topraktan yaratılmıştır. İnsanlar babaları ve dedeleri ile övünmekten vazgeçsinler. Çünkü onlar Allah nazarında küçük bir karıncadan daha değersizdirler."(Tirmizi, Tefsir, sure, 49.)

Bilindiği gibi İslam’ın doğuşunda da her yerde olduğu gibi Araplarda ve Kureyşlilerde çok çirkin, çok kaba bir ırkçılık vardı. Arap olmayanlarla, hatta Arabın fakirleriyle bile oturamayacak kadar gururlu kibirli insanlar vardı.

Hatta Peygamberimizden (sas) sadece kendilerine ayrılmış özel meclisler kurmasını ve fakirleri, yabancıları kendileriyle konuşurken uzaklaştırmalarını istemişlerdi.  Kur’an onların bu isteklerini kınamış ve Peygamberimizi faydalı olur ümidiyle öyle düşüncelere dalmaktan, öyle bir ırkçılığı uygulamaktan men etmişti:

“Sırf Allahın rızasını dileyerek sabah akşam Rablerine dua edenleri huzurundan kovma. Onların hesabından sen sorumlu değilsin, onlar da senin hesabından sorumlu değiller. Onları yanından kovduğun takdirde zalimlerden olursun.”( En’am, 52)

Bu ayetlerin iniş sebebi olarak şu olay anlatılır: “Rivayet ediliyor ki Kureyşin ileri gelenlerinden birtakımları Hz. Peygambere uğramışlar, yanında Suheyb, Cenab, Bilâl, Ammâr, Selmân ve diğer fakir müslümanlar bulunuyormuş.

- "Ey Muhammed, sen kavminden vazgeçtin de bunlara mı razı oldun? Biz bunların arkasından mı gideceğiz? Bunları yanından kovsan biz senin meclisine gelir konuşuruz, belki de uyarız" demişler. Resulullah:

- "Ben müminleri kovmam" buyurmuş.

- "O halde biz geldiğimiz zaman bunları kaldır, gittiğimiz zaman yanında oturt" demişler. Hz. Ömer de

- "Ey Allahın Resulü yapsan bakalım ne olacak?" demiş.

Sonra onlar ısrar etmişler ve bunun yazılmasını istemişler, Resulullah da yazılması için bir sayfa ile Hz. Aliyi çağırtmış ve bu âyet bu sebeple nazil olmuştur. Bunun üzerine Resulullah (sav) sayfayı atmış ve Hz. Ömer sözünden dolayı özür dilemiştir.

Selman ve Habbab (radıyallahu anhümâ) demişlerdir ki, "Bu âyet bizler hakkında nazil oldu, Resulullah bizimle beraber oturur ve biz kendisine dizimiz mübarek dizine dokununcaya kadar yaklaşırdık ve istediği zaman yanımızdan kalkardı.

Sonra Kehf sûresinde "Nefsini, sabah akşam, rızasını istiyerek Rablerine yalvaranlarla beraber tut"( Kehf, 18/28) âyeti nazil oldu ve bundan dolayı biz kalkmadan, kalkmayı terk buyurdu ve dedi ki: "Hamdolsun Allaha ki, ümmetimden bir kavim ile beraber nefsime sabrettirmemi bana emretmeden beni öldürmedi, hayat sizinle, ölüm sizinle".(Bkz. Elmalılı Hamdi Yazır, ilgili ayetin tefsiri)

Böylesi kaba saba insanlar, ham ruhlular, üstünlük ve şerefin bedende, soy sopta, maddi servette değil, imanda, ahlakta, ilimde, gönülde, yani manevi değerler ve zenginliklerde olduğunu nerden bilecekler!

Nerden bilecekler insanda renklerin, dillerin, soyların, boyların ayrı ayrı olması, Allah (azze ve celle)’ın varlığının, birliğinin, ilminin, gücünün, kudretinin bir delilidir. Soysuzluk kötülenmiştir. Ama, ırk üstünlüğüne inanarak ırkçılk yapmak, soy sopla öğünmek, şiddetle yasaklanmıştır.

Kur’an’a kulak vermeyen kalbi kilitliler, Kur’an’ı tefekkür ve tedebbür etmeyen gözleri kör, kulakları sağır lanetliler, Allah (azze ve celle)’ın isteklerini nerden bilecekler?

Fakat dünyanın en garip işlerindendir ki, güya Kur’an-ı Kerîm’e saygısı olan Müslümanlar, Batıya uyarak, onların “nasyonal sosyalizm” dedikleri küfür düşüncelerinin yarısını sağcılar aldı ve adına “milliyetçilik” dedi. Diğer yarısını da adını değiştirmeden solcular aldı. Böylece ne dediklerini bilmeyen sağcı ve solcular “nasyonal sosyalizm” hastalığını, zıt şeylermiş gibi anlayarak beraberce haykırmaya başladılar.

Bundan daha garibi de İslamcıların üstat, lider veya abilerini, sıradan Müslümanlardan daha üstün bilmeleri, hak hukuk ve adalet önünde eşitliklerini yok saymalarıdır.

Doğru bir teşhis olmadan tedavi olmaz ise, hastalıklarımız üstünde düşünmek zorundayız demektir.

 



Tüm Yazılar