..::Cemal NAR::..
En Önemli Konular

İşin özeti şu: Her alim yaşadığına davet etmeli.

Her alim aynı zamanda bir mürşittir. Yani aynı zamanda bir davetçi, tebliğci, vaiz, nasihatçı, talim ve terbiyecidir. Hakkı tavsiye eden, hidayete çağıran bir dava adamıdır.

Değilse, olmalıdır.

*  *  *

Bu vazifeler tabii olarak omuzunda olan alimlere yakışan da, davet ettikleri gerçeklere önce içtenlikle iman etmeleri, sonra da ihlas ve samimiyetle amel etmeleri, yani yaşamalarıdır.

Söyledikleri ile uyguladıkları arasında uygunluk olmayan, işleri ifadeleriyle çelişen, bilgisi ile eylemi arasında çok fark olan insanlar, faydalı olmak yerine zararlı olacaklar, hatta alaya alınacak ve ne yazık ki davalarına en büyük kötülüğü yapmış olacaklardır.

*  *  *

Aslında böyle insanlar asla başkalarına bir şeyler anlatamayacaklardır. Çünkü her ağızlarını açtıklarında suratlarına şu soru şamar gibi atılacaktır: “Öyleyse sen niye yapmıyorsun?”

Allah (azze ve celle) de suratlarına tokat gibi çarpar şu soruyu:

“İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz?”(Bakara, 44.)

*  *  *

Öğrenciler önce şunu öğrenmelidir:

Din ilimlerini Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak için öğrenmek gerekir.

Yani ilmi öncelikle kendisi faydalanmak için öğrenmelidir.

Başkalarına dini anlatmak, öğretmek, İslam’a davet ve tebliği dahi kendisine düşen bir vazife olarak yapmak gerekir.

İhlas ve samimiyet bunu gerektirir.

*  *  *

Başkalarına övünmek ve üstünlük taslamak için, şan ve şeref, makam ve mansıp için ilim öğrenmek doğru değildir.

Bu sayılanlar gerçek bir alim için zaten istemese de kendiliğinden olabilecek tabii işlerdir. Ayrıca talep edip zillete düşmeye gerek yoktur.

Zira talepte zillet vardır.

Bu cümleyi hiç unutmamalıdır öğrenciler, davetçiler, alimler, mürşitler:

Talepte zillet vardır.

*  *  *

İnsan niçin ister?

Dünya sevgisi için.

Dünya sevgisi ve alim; şark ve garp gibi, birbirine uzak iki kelimedir. Öyle olmalıdır. Birine gidildikçe, öbüründen uzaklaşılacak iki beldedir.

Alim dünyaya ibretle bakar, yaratıcısını tefekkür eder, hayranlığını “Sübhanallah!” diyerek açığa vurur.

Kainat ve dünyanın her şeyiyle Allah’ı tesbih ettiğine inanır, belki hisseder, belki de bizzat duyar.

Bu yönleriyle dünya, dünya değildir. Yani, Allah’tan alıkoyan değildir. Bilakis Allahın varlığını, birliğini, gücünü, kudretini gösteren koca bir kitaptır.

Bundan sonrasını sevmek, eskilerin tabiriyle “mezmum”dur.

Eskiler öylesi kişiye “mecnun” derlerdi.

Bu iki kelimeyi bilmek ve ilgililerinden kaçmak gerek.

 

Tüm Yazılar