Dost Acı Söylermiş

Toplum olarak biz alimlerimizin bizi ve evlatlarımızı irşat etmesini isteriz. Elbette haklıyız.

Ama şunu da unutmamalıyız:

Onların çalışıp kazandıklarını onlardan hakkımız gibi alırken, bizim çalışıp kazandıklarımızdan, haklarıymış gibi, istemeseler de onların gösterdikleri hizmetlere vermeliyiz. Ta ki ilim yolu hep açık kalsın, din hizmetleri devam etsin.

*  *  *

Özellikle de öğrencilerin bütün sorumluluğu toplum olarak bizim üstümüzedir.

Bunu yerine göre devlet, yerine göre vakıflar, yerine göre dernekler gibi sivil toplum kurum ve kuruluşları üstüne alır, almalıdır.

Sonuçta onlardan gördüğümüz fedakarlığa tam karşılığı olmasa da, biz de bir fedakarlıkla cevap vermeliyiz.

*  *  *

Ancak unutmayalım, bu alimlere verilen karşılık tam değildir.

Zira onlar bize ruh vermektedir öğrettikleriyle, can vermektedir.

Biz ise, sadece mal vermekteyiz. 

Ruhun bedene, canın cesede, maneviyatın mala üstünlüğü, aklı başında olana malumdur.

En güzeli de, bunların karşılıklı olarak beklemeden, ummadan, istemeden olmasıdır. Böylece işlerin saat gibi tıkır tıkır işlemesidir.

*  *  *

Ey şimdilerde bir FETÖ fitnesi yüzünden bütün cemaatlere uzak duran, hatta onların yok olmasını isteyen Müslümanlar, aklınızı başınıza alınız.

Bindiğiniz dalı keserek intihar etmeyiniz.

Siz bugünlere alimlerin ve cemaatlerin çabalarıyla geldiniz.

Unutmayın, her iyi şeyin sebebi gördüğünüz parti ve iktidar, ilk seçimde bu kadar oy aldı ise, bu sadece onların çalışması ile mi oldu?

Böyle diyecek kadar nankörlük içine girenlere, alimlerin, üstatların, yazar çizer düşünürlerin, cemaatlerin hakkını yiyenlere, “Allah akıl fikir versin ve ıslah etsin” demekten başka sözümüz yoktur.

*  *  *

Ey iktidar partisi, siz de böyle düşündüğünüz gün, silleyi yediniz demektir. Allah Teâlâ’nın şımarıkları sevmediğini unutmamamız gerekir.

Son zamanlarda iyi sınav verilmiyor bu konuda. Bir müstağnilik var. Bir tekebbür var. “Ben yaptım, benettim, ben tuttum, benkurtardım” havası ile kimseyi görmemek var.

“Onlar da kim oluyor?”, havası var.

Kendilerine gelip yağcılık, dalkavukluk ve müdâhane yapmayanlara karşı bir soğukluk var.

“Yok canım” demeyin. Mesela haddini aştığı aklına bile gelmeden bana dava diye partiyi anlatan talebelerim var. 

Dost acı söyler. Bence bir düşünün. Kaybetmez, kazanırsınız.

Alimleri ayaklarına çağıran idareciler de, onlara gereksiz yere gidip yağcılık yapan alimler de, hiç şüpheniz olmasın, “kötü” sıfatını hak etmişlerdir.

*  *  *

İlim, şerefli bir sermayedir. Ona sahip olanlar, izzetli insanlardır. Başkaları bilmese de, onlar ilmin kıymetini takdir ederler.

Onun için makam veya varlık sahibi insanların kapılarına dilenmek için gitmezler. Giderlerse ancak tebliğ ve ümmet için giderler.

Gerçek alimlerin zaten lüzumsuz merasimlere ve gezip tozmalara ayıracak zamanları yoktur.

Asıl kendine yazık edenler, kim olurlarsa olsunlar, istifade etmek için alimlerin yanına gidemeyenlerdir.

*  *  *

Öteden beri alimler, ilimden başka işlere ayrılan vakitler için hep ağlamış, üzülmüşlerdir.

İlim elde etme uğruna, ilimden başka işlerle uğraşmayı terk ettikleri ve bütün zamanlarını ilme harcadıkları için, alimlerin ekseriyetle dünyalık servetleri olmaz.

Bu yüzden onlar çoğunlukla toplumun refah seviyesinin ortasında veya altında kalmışlardır. Böyle olunca fakirlik, ilim yolcusundan ayrılmayan bir arkadaş olmuştur.

Alimler ve öğrenciler bu vefalı arkadaşları olan fakirlik veya orta halliliğe ihanet etmeyi asla düşünmemelidirler. Zengin olmak, makam mansıp sahibi olmak, şan şöhret kazanmak hülyası onları bozar.

Buradan bir kere dha “aman dikkat” diyorum.

*  *  *

Yeryüzünün en ahmak insanları, zenginliğine, makamına aldanarak alimleri küçük gören kibirlilerdir. Bundan daha ahmağı varsa, o da bir kuruntu uğruna buna izin veren alimlerdir.

Atalarımız, “talepte zillet vardır” demişler.

Batılılaşma ile batman çağıla karışınca, terazimiz doğru tartmaz oldu.

Allah bizi özümüze döndürsün!

Amin…

 

 

Tüm Yazılar