Haramlardan Temizlenme Yolu Tövbe

Açıkça ifade edelim, haram bir pislik çukurudur. Düşülmüşse mutlaka hemen temizlenmeli ve tövbe edilmelidir.


Tövbe, işlenen günaha pişman olmak, onu terk etmek, bir daha da yapmamaya söz vererek Allah Teâlâ’dan af dilemektir.


Tövbenin kabulünün bir şartı da vardır. Kısaca söyleyelim; varsa Allah ile kul haklarının ödenmesidir.  Hak, sahibi ölmüşse varislerine, hem de malda meydana gelen artışlarıyla beraber verilmelidir. Eğer bunlar bilinemiyor veya bulunamıyorsa, bu mal sevap beklemeksizin fukaraya tasadduk edilmelidir. Eğer bu malların, mesela kamu malları ve devlet hazinesi gibi belli bir sahibi yoksa, o zaman bütün müslümanların ortaklaşa faydalandıktarı hizmetlere ve hayır alanlarına harcanmalıdır.


*  *  *


İslamî bir hayata tövbe ile girilir. Nefis mücadelesi de tövbe ile başlar.


Bazı ahlakçılar, “tövbesiz ibadet sahih olmaz” derler. Bütün bu görüşlerini esas olarak Kur’an’dan alırlar. Kur’an’da, tevbe ve istiğfarla ilgili birçok ayetler vardır. O kutsal kitap incelendiğinde görülecektir ki Allah Teala tevbe etmemizi istemekte,( Furkan  71,  Zümer  54,  Hucurat  11.) gerçek tevbeyi bildirmekte,( Nisa  17-18,  Tevbe  112,  Furkan 71, Tahrin  8.)

tevbeleri kabul etmekte,( Bakara 37-160-218, Al-i İmran 37-89, Nisa 26-27-110, En’am 54, A’raf 153, Tevbe 104 vd.),


tevbe edenleri çok sevmekte,( Bakara 222, Tevbe 112, Meryem 60, Bürüc 14.)


istiğfar istemekte,( Al-i İmran 16-17-135, Nisa 4-106-110, Hud 3, Mü’min 55, Nuh 10-12, Müzemmil 20 vd.)


sâlih amel işleyenlerin kusurlarını bağışlamakta,( Ankebut 7, Necm 32.)


şirkin dışında dilediklerini affedeceğini bildirmekte,( Bakara 218, Al-i İmran 129, Nisa  48-116, Maide 40, İsra 54, Feth 14.)


bazı günahlar için de özel olarak tevbeyi zikretmektedir.( Al-i İmran 89-90, Nisa 146-168-169, Maide 40, İsra 54, Feth 14.)


İşlenen her haram ile yapılan her günah kalpte siyah bir nokta şeklinde iz bırakır. Eğer kul, yaptığı günahı bırakıp Allah’a yönelir ve O’ndan af dilerse ve şeriata boyun eğerek salih amellerde bulunursa, kalbi yeniden eski berraklığına kavuşur. Şayet böyle yapmayıp günah işlemeye devam ederse, kalbindeki siyah noktalar çoğalır. “Hayır, onların yaptığı günahlar kalplerini karartmıştır.” (Mutaffifîn, 14) ayeti bu siyah noktalara işaret eder.


Cenâb-ı Hak tövbeye davet eder:


“Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar başkadır. Zira ben onların tevbelerini kabul ederim. Ben tevbeyi çokça kabul eden ve çokça esirgeyenim.”( Bakara, 160)


*  *  *


Rasûlullah (sav) buyurdular ki:


“Canım kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, yerinize, günah işledikten sonra Allah’tan af dileyecek bir millet getirir ve onları affederdi.”( Müslim, Tevbe 11. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, III, 238.)


Kulun tövbe etmesine Cenâb-ı Hak çok memnun olur. Efendimizin benzetmesiyle, ıssız çölde devesini, üzerindeki yiyecek ve içeceğiyle birlikte kaybedip ölümle burun buruna gelen, ardından da devesini bulan kimseden daha fazla sevinir.( Bkz. Buhârî, Daavât 4, Tevhîd 15, 35, 55)


Bir insanın tövbe etmesineAllah Teâlâ’nın bu kadar sevinmesi,  O’nun kuluna olan derin merhametinden dolayıdır. Bir kudsî hadiste Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

“Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden affını umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Günahların gökyüzünü kaplayacak kadar çok olsa, sonra da benden affını dilesen, seni affederim. Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla karşıma gelsen; fakat bana hiçbir şeyi ortak koşmamış olsan, şüphesiz ben de seni yeryüzü dolusu bağışla karşılarım.”( Tirmizî, Daavât 98. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, V, 172.)


*  *  *


Bir Müslüman, haramlardan kaçınmakla, hem kendisi, hem yuvası, hem de toplumu mutlu, huzurlu ve müreffeh bir hayat yaşayacak; sıkıntılardan, bunalımlardan, zulümlerden uzak kalacaklardır.


Bakar mısınız, dünya İslam’a ne kadar muhtaçtır!


Ama unutmamak gerekir ki “Din muameledir”. Bu güzellikleri ne kadar da konuşsak veya yazsak, onları yaşamadıkça başkalarının dikkatini çekemeyeceğiz ve güzel dinimizi hakkıyla tebliğ edemeyeceğiz demektir.

 

 

Tüm Yazılar