Oruç Sağlık Ve Hayat

Ramazan ayındayız. Az yemenin, oruç tutmanın bedenimizdeki hafifliğini hisseder olduk. Açlığın kendine has lezzetini tattık. Bu ibadetin öyle çok zor olmadığını yaşayarak gördük. Neden her aydan üç ya da altı gün oruç tutmayı denemeyelim?

Gerek günlük olağan özel hayatımızda, gerekse bir ömür yaşadığımız toplumsal genel hayat içinde sağlığın faydaları saymakla bitmez. İnsanın rahat, huzurlu ve mutlu bir hayat yaşamasında en büyük etkenlerden birincisi din ise, ikincisi sağlıktır.

Sebebi çok açık.

Çünkü dini yaşamak, vatanı korumak, devleti yürüterek sosyal hayatın düzenini sağlamak, içte ve dışta barış, emniyet ve asayişi sağlamak, iş hayatını sürdürerek kazanç sağlamak, kendisinin ve ailesinin geçimini sağlamak, ilim, kültür ve sanat hayatını gönlünce geliştirmek, hatta gezip tozmak, gülüp eğlenmek gibi bütün özel ve genel işlerimiz, sağlığımızla doğrudan ilişkilidir. Bu yüzden sağlık çok önemlidir ve onu korumak gerekir.

Mesela din açısından düşündüğümüzde, Resul-i Ekrem Efendimizin de dediği gibi, güçlü, kuvvetli, sağlıklı Müslüman, öyle olmayanlara göre hem kendisine, hem de toplumuna nisbeten daha hayırlıdır. İnsan hasta olduğunda dini vecibelerini zevk alarak tam yapamaz. Hasta bir Müslümanı namaz, oruç, zekat, hac, cihat vs. açısından bir düşünün. Farkı görmemek mümkün mü? Gerçi sevap bakımından kaybı olmaz, ama dini duyguyu yaşamak, zevk almak, vecd ve istiğrak açısından etkisi inkar olunmaz.

Aynı şekilde aile ve toplum açısından da sağlık önemlidir. Çünkü hastalık bazen iş yapmaya engeldir. Ekonomik olarak ferde ve ülkeye zarar verir, yük getirir. Elbette bu zararlar sosyal yardımlaşma sayesinde önlenir. Ama her insan kendi elinin emeği ile kazanıp yemekten mutlu olmaz mı?

Hastalık veya engelli olmak, insanın arzu ettiği ilimleri okumasına, sanat ve kültür çalışmalarına da olumsuz etki yapar. Spor, gezi gözlem ve eğlence hayatını da öyle etkiler. Toplum içinde fertlere düşen görevleri yapamamak insanın ruhuna hüzün verebilir. Mesela askerliğini yapamama, gerektiğinde cihada gidememe, anarşist ve teröristlerle mücadele edememe, barış ve emniyetin, hatta adaletin sağlanmasına fiili destek çıkamama da insanı üzer ve etkiler. Bazen sağlık giderleri karşısında topluma ekonomik katkı sunamama, insanda başkalarına yük olma gibi kaygılara yol açabilir.

Aslında olmaması gerekir.

Hasta ve engelli kardeşlerimiz bunun bir ilâhî imtihan olduğunun bilincinde olurlarsa, kendilerinin de tolumun bir imtihanı olduklarının bilincinde olmaları gerekir. Bu ise imtihanı sabırla, hatta rıza ve şükürle karşılamalarını gerektirir. Öyleyse mutsuz olmak ne demektir? 

İnsanlar elbette sağlıklı olmayı ister. Ama bu bir şekilde kaybedilmişse, hayatın sonu demek değildir. Hayat sınavı devam etmektedir. Yaşama sevinci sürdürülmeli, gönülden Allah Teâlâ’nın muhabbetine dokunulmalı, o kapının daima kendilerine özel olarak açık tutulduğu unutulmamalı, hastalık veya engelli oluşu şu tez geçici fani dünyada Allah Teâlâ’nın sevgi ve hoşnutluğunu kazanmada fırsata dönüştürmelidirler. Dünyada bunun için var değil miyiz? Hani derler ya, akıllı ve başarılı insanlar, krizleri fırsatlara dönüştürür de onlardan faydalanırlar. Zarar değil, krizi kârla kapatırlar.

Unutmayalım, dünya cefa yeridir, asıl ve ebedî sefamız cennette olacaktır inşallah. Bunun için sabır gerekir. Yani  Allah Teâlâ’nın istediği bir hayatı yaşamak için dayanmak, ona engel olmak isteyen nefsin arzularına, güdülerine, şehvetlerine ve hırslarına karşı direnmek ve toplumun engellerine takılmadan doğru bilinen davranışlara devam etmek gerekir.

Ramazan ve oruç ne güzel vaizdir, öğütçü ve uyarıcı, ne kadar etkili bir hatırlatıcıdır!

 

 

Tüm Yazılar