Konuşurken Veya Yazarken Dikkat

Bir gün öğretmenler odasının balkonunda oturuyoruz. Bir arkadaş, o günlerde "otel ayısı" diye maruf bir siyasetçiyi haklı olarak eleştirirken, lafın bir yerinde "yemiş yemiş s..mamış adam" demez mi?

Ben de şişmanım ya, herkes bana baktı ve güldü. Arkadaş alınmadığımı görsün de mahcup olmasın diye ister istemez tebessüm ettim. Ama arkadaş nasıl bir pot kırdığını anladı mı bilemem. Zaten zil çalmıştı, kalktık, derslerimize gittik. O zamanlar genç bir öğretmen olan bu arkadaş şimdi bir İlahiyat Fakültesinde öğretim üyesidir. Bu yazıyı okuyorsa, bilmem hatırlar mı?

*  *  *

Onu bilmem, ama ben bu üsluptan iyi bir ders almıştım. Hani “bu güzel edebi kimden öğrendin?” diye soranlara Lokman Hekim “Bu güzel edebi edepsizlerden öğrendim. Onların hoşuma gitmeyen söz ve işlerinden ben uzak oldum” demişti ya, aynen öyle oldu. Arkadaş bize iyi bir ders vermişti sağ olsun.

Hakikati öğrenmenin de, öğretmenin de demek ki bin bir yolu varmış…

*  *  *

Konuşurken veya yazarken, alâkasız insanları da incitebilecek teşbihler, nitelememeler ve genellemelerden uzak olmamız gerekir. Keşke hep başarabilsek bu ifade zerâfetini, üslup nezâhetini, mahcup olmasak söz ağızdan çıktıktan sonra. Geriye dönüşü yok çünkü çok istesek de.

Ah, kim bilir kimleri incitiyoruzdur farkında olmadan!

Bilip bilmeden kalp kıran, kızdıran, üzüp inciten tüm söz ve işlerimizden ötürü tövbe estağfirullah!

*  *  *

Sevgili dostumuz Ahmet Taşgetiren Bey bir yazı yazmıştı. Başlığı galiba şöyleydi: “Fazileti Gelin Ettik Dul Çıktı”. Bu söz, hemşehrimiz Abdurrahim Karakoç’un bir şiirinden alıntı gibiydi. Bir sonraki yazısında bu başlıktan ötürü özür diledi.

Neden mi?

Yazdığına göre bir bayan aramış telefonla ve demiş ki, “Benim adım Fazilet. Yazınızı okuyunca çok utandım”.

Ahmet Bey kalbi hüşyâr bir hassas insan. “Bunu hiç düşünememiştim, ben de çok utandım” diyerek özür diliyor ve “düşünme gereğinden” bahsediyordu. Bu benim için de unutulmaz bir ders olmuştu.

*  *  *

Evet, kalem ve kelam hassâsiyeti…

Söz ve yazı nezahet ve zerâfeti…

Her ikisi de namus kadar kıymetli ve titiz olmayı hak ediyor edepli edipler indinde.

Özellikle de sanal medya, popüler kültür ve siyasetin kirlettiği şu zamanda ne kadar muhtacız bunlara!

Atalar ne güzel demişler:

“Üslûbu-u beyân, aynıyla insan”.



Tüm Yazılar