Müslüman Nazik Kibar Zarif İnsandır

Müslüman nazik, kibar, zarif insandır. İnsana ve sair mahlûkâta karşı yufka yürekli, şefkat ve merhametlidir. Yalnız kaldığında tefekkürü ve hüznü bol, insanlar iken uyumlu ve mütevazı, alçak gönüllü,  hizmeti, iyilik ve ikramı bol insandır.

Cenâb-ı Hak sevdiği has kullarını tanıtırken şöyle buyuruyor:

“Rahmânın has kulları yeryüzünde vakarla yürüyen, cahiller onlara laf attığı zaman, "selâm" deyip geçen kullardır.   Gecelerini rablerine secde ederek, huzurunda durarak geçirirler.  "Ey rabbimiz" derler; "Bizi cehennem azabından uzak tut; çünkü onun azabı bitip tükenme bilmez.   O cehennem ne kötü bir yerleşme ve kalma yeridir!" (Furkân, 66)

Rasûlullah (sav) Efendimiz de her zaman nezakete, edebe, zarafete, uyumlu olmaya, tatlı dil güler yüze, ülfet ve muhabbete, iyilik ve yardımseverliğe davet etmiştir.

O kardeşliğe, birlik ve beraberliğe, karşılıksız hizmet ve iyiliğe teşvik ederken, aynı zamanda gelmeyene gitmeye, vermeyene vermeye, kötülük yapana iyilik yapmaya davet etmiştir. Bunu da fiilen yaşayıp güzel neticelerini insanlara göstermiştir. O hak eden çok az sayıda insan hariç hayatında kimseyi dışlamamış, küsmemiş, itmemiştir. Kimseye kaba davranmaz, kötü söylemez, küsmez, kolay kolay da lanet etmezdi. Böyle lanet ettiği hainler de vardı elbet. Onlara da merhamet, mazlumlara ihanet ve zulüm sayılırdı zaten.

Bir hadisinde şöyle buyurdular:

“Size iyilik yapanlara karşı iyilik yapmak, fenâlık yapanlara da fenâlık yapmak meziyet değildir. Asıl meziyet, size fenâlık yapanlara karşı aynı şekilde mukâbelede bulunmayıp iyilik yapabilmektedir.” (Tirmizî, Birr, 63)

Hz. Mevlânâ der ki:

“İnsanı inciten kişinin, Allâh’ı incittiğinden haberi yoktur. O bilmiyor ki bu küpün suyu, Hak ırmağının suyu ile birleşmiştir.”

“Bilgisizliğimiz, körlüğümüz yüzünden, Hakk’ın velîlerini hor görmek, onları incitmek istiyoruz.”

“İbtilâ, belâya uğrayış bir hastalıktır, belâya uğrayan kişiye acırlar, ama ahmaklık öyle bir hastalıktır ki başkalarını da yaralar ve incitir.”

“Ahmaklar, insan yapısı mescide saygı gösterirler de, gönül sahiplerinin gönüllerini kırmaya çalışırlar.”

 “Bu gönül evinin içinde kimin bulunduğunu biliyorsanız, bu gönül sahibinin kapısı önünde ettiğiniz terbiyesizlik nedendir?”

“Oysa bir Allâh adamının, yani bir peygamberin veya velînin gönlü incinmeyince, Allâh hiç bir kavmi rezîl ve rüsvâ etmemiştir.”

Dolayısıyla tasavvuf, incitmemek bahsi üzerinde ziyadesiyle durur. Öyle ki, incinmemek derecesinde… (Osman Nûri Topbaş, Ab-ı Hayat Katreleri, Erkam Yay.)

Cenâb-ı Hak, bu yüksek hâli, yâni ince, zarif ve rakîk bir gönle sahip olabilmeyi cümlemize lütuf ve keremiyle ihsân buyursun. Âmîn.


Tüm Yazılar