Haddini Bilmek Saadettir

E-postamız herkese açık. Kibar kibar yazışıyoruz. Ama hakaret ve küfürlere gelince, elbette tepkiliyiz. Hele de Müslümanım diyen ve “dava” kelimesini ağızlarından düşürmeyenlere küfür hiç yakışmıyor.

Ne faydası var sövmenin? Bir acizlikten başka nedir küfretmek? İçinizdeki cehennemi söndürüyor mu? Aksine odun mu taşıyor ateşe her yeni küfür ve hakaretler? “Müslümana sövmek fasıklıktır” hadisi orada dururken, o peygamberi örnek edinen birisi nasıl söver? Allah haram kılmışken hakaret eder, alay eder, aşağılar? Hele de bunu yıllardır hoca bildiği birisine nasıl yapar?  

*  *  *

Kusura bakmasınlar ama diyeceğim, bazı dünkü çocuklar “bizim” dedikleri bir parti için bugün bizi eleştiriliyorlar. Hepsi mi öyle? Elbette değil. Aralarında okumayan, araştırmayan, dinlemeyen, bütün bilgi ve kültürleri kulaktan duyma propagandalar olan kimi zavallılar!

Üzülüyoruz tabi. Duadan başka ne yapabiliriz ki!

Hz. Ali’yi beğenmeyerek, hatta kafir sayarak öldüren harici kafalar da aynen böyle doğmuştu. Üç beş ayeti anlamadan sloganlaştıran taşlaşmış cahil ve mağrur bir kafadır bu haricî kafası. Ama her çağda örneği var maalesef.

Neylersiniz ki bu da bir imtihandır. Musibet her zaman düşmandan gelmiyor maalesef.

*  *  *

Ey bize hakaret ve küfürler eden yavrular, siz daha dünyada yokken veya çocukken, bugün bize öğretmeye çalıştığınız o siyasi fikir ve partiye biz 1970’den beri fiilen ve fikren çok destek vermiştik. Çünkü iyi işler yapıyorlardı. Hatta 1980 yılına kadar İslamcı bir siyaset olarak biz anlatmaya, yaymaya çalışıyorduk onlar adına. Ayet ve hadislerle “dava” dediğimiz “İslam’ı açıklıyorduk.

Ne yazık ki bugün o hareketin lideri, “İslamcı değil Müslüman olduğunu, İslamcılığın bir menfaatçilik olduğunu” söylüyor. Şimdi kabul etmezler ama zaman içinde birçok yanlışlar da yaptılar iyi işlerle beraber. Özellikle son yirmi otuz senedir tepede tezgâhlanan kendini beğenmiş, başkalarını aşağılayan, söz dinlemez ayrıcalıklı bir grup, çelikten yapılmış bir çekirdek kadro, hep kişisel çıkarlarını hesaplayarak, kendilerine destek veren insanların fikrî çabalarını ve alın terlerini tepe tepe hoyratça kullandılar. Emeklerini hiçe sayarak har vurup harman savurdular. Halkın fikirlerini hiç dinlemediler. Onları hep güdülecek sürü sandılar.

Dostça yapılan uyarıları da dinlemediler. Her uyarıldıklarında “Halkı boş verin. Sonunda bir şekilde ikna ederiz onları” gibi sözlerle geçiştirdiler. Bütün bunların canlı şahitleri hala aramızda yaşıyor. Çünkü kibir ve ucba yakalanmışlar, iktidar hastalığının esiri olmuşlardı. Bir iki üç aftan sonra halk da, bir alternatif bulunca kendilerini terk etti.  Şimdi ağlayarak soruyorlar: “Bizi niye terk ettiniz?”

*  *  *

Sanki bilmiyorsunuz!

Siz “müşteri velinimetimizdir” diyerek millete saygı göstermez, tepeden bakarak azarlarsanız, olacağı buydu. Ne bekliyordunuz yani? “Bize mahkûmsunuz” devri çoktan bitti, anlamadınız. Bunu yüzünüze açıkça söyleyen dostlara rağmen ya kendinizi beğenmişlikten anlamadınız, veya anlamazlıktan geldiniz.

Bu tavırla siyaset yaparsanız, muhtemeldir ki zaten ilanihaye anlayamazsınız da! Koskoca Parti başkanı M. Kamalak Beyin “AKP’nin CHP’den ne farkı var?” sözünden sonra gelinen son durak CHP destekçiliği maalesef.

*  *  *

Hatayı itiraf etmek elbette zordur, acıdır. İnsan kendinden gizleyemediği yanlışlarını başkalarına örtmek için bir sürü bahane ve mazeret üretmede mahirdir. İnsanın böyle bir aldanma yanı da vardır. Fakat böyle yapanlar “bunun ne faydası var?” diye hiç düşünmezler mi?

Şimdi iktidar umutlarının bitmişliğinin verdiği öfkeyle zamanında birlikte oldukları abilerine, hocalarına ve halkın geneline hakaret edip dururken, bu yanlış ahlak ve üslup ile kendilerine daha çok zarar verdiklerinin acaba farkında mıdırlar? Ya da ne zaman olacaklar?

*  *  *

Bu sözlerimizin bir dost uyarısı olduğunu kabul edip etmemeleri, farkında olup olmadıklarının da bir ölçüsüdür aslında.

Atalarımız “kendi düşen ağlamaz” demişler. Bence ağlamak veya küfretmek yerine “nerede hata yaptık?” diye oturup düşünseler daha iyi ederler.

Oturup düşünecek ve “biz bu hallere nasıl düştük? Nerede hata yaptık?” diye muhasebe yapacak, gerekirse özeleştiriden kaçmayacaklar. Bu zordur elbette. Ama başka çaresi de yoktur.

Ancak görünen manzara maalesef umut kırıcıdır. Gözlerini siyaset bürüyen, ama ne sistemi, ne dostu, ne düşmanı, ne dini, ne davet metodunu bilmeyenler, “bekâra avrat boşamanın kolay olması” misali bol keseden atıyor ve ileride oylarını almaları muhtemel insanları daha da soğutup kendilerinden kaçırıyorlar.

Bunun ne demek olduğunu anlamayacak kadar insan ve iletişim kurallarından, davet metodundan uzaksanız, niye milletin önüne düşerek siyaset yapıyorsunuz ki?

Bunun faydasız olduğunu kendiniz anlamadıkça başkalarının söylemesi boşunadır. Ama biz yine de davamız adına söylemeden duramıyoruz. Bu yüzden hakaret eden, hatta küfredenlere, biz yine de bu cehalet ve kibir hastalığından kurtulmaları için dua ediyoruz. Allah akıl fikir versin. Elimizden nasihat ve duadan başka bir şey gelmiyor.

*  *  *

Bugün bir avuçlar belki, ama sosyal medya ile sesleri çok çıkıyor o küfürbazların. Onlara elbette misliyle mukabele etmeyeceğiz. Sadece şöyle uyaracağız: Bakın ey bize hakaret edenler, küfredenler, biz davamız adına “kol kırılır yen içinde kalır” diyerek bildiklerimizi ortaya dökmüyoruz. Şu kadarını söyleyelim ki bugün “bunlar” diye aşağıladıklarınız dün “aynen sizinkiler” idiler ve o zaman da aynen “bunlar gibi” yapıyorlardı.

Sonra ne oldu?

İstikbali “burada” görünce “orayı” terk ettiler ve gelip “bunlar” oldular. Bunu gözlerinizle gördünüz. Acaba anlayabildiniz mi?

Siyasetin kalitesi düşükse, unutmayın, siz de o tarlanın mahsulüsünüz. “Yok” diyecek haliniz mi var? Baksanıza bir etrafınıza, dün sizinle olan birçok insan bugün neredeler? Şimdi tek tek isim saydırmayınız bize! Ne oldu da oralara savruldular? Yarın iyi bir imkan bulurlarsa, şimdi yanınızda olanların da gitmeyecekleri ne malum?

Ne mazeret uydurursanız uydurun, ne kadar hakaret ederseniz edin, gerçek değişmez; bunlar dün sizdeyken de aynen öyleydiler!

*  *  *

Her şey gözümüzün önünde cereyan etti. Ama bütün aklını, fikrini ve ilmini partisine ve onun medyasına bağlayanlara bunu anlatmak çok zordur. Çünkü bu da bir çeşit ırkçılıktır. Irkçılık sadece ırka ve soya bağlılık değildir. Parti, meşrep, cemaat, dernek, vakıf sevgisi de aşırı olursa, “bizden olsun çamurdan olsun” dedirtirse, gözleri kör eder ve yerine göre ırkçılık ve asabiyete sebep olur. Bunu aşmak da o kadar kolay değildir.

“Aynı” olduklarını göremeyen, fakat kendilerini hak, başkalarını batıl görenler, aynı çamur sistemde debelendiklerini bile bilmiyorlar ne yazık ki? Dedikleri tek bir cümle var: “Biz gelirsek başka olur.”

Fakat “nasıl başka olur?” diye hiç düşünmüyorlar. Çünkü onlara yıllarca söylenen aynı nakarattır: “Sizin düşünmenize gerek yoktur. Biz sizin yerinize düşündük ve yaptık. Her şey hazır. Biz gelince her şey değişecek.”

“Nedir hazırlık?” diye sorsanız, ortada ne doğru dürüst bir kitap, ne rapor, ne dosya, ne de belge vardır. Peki, ne vardır?

Bol bol laf var, vaat var, umut var!

Herkes de biliyor ki laf ile karın da doymuyor, peynir gemisi de yürümüyor.

*  *  *

Sonuçta şu hakikati bir kere daha vurgulayalım:

Nihaî amaç İslam devlet ve medeniyetini inşa ise hiç şüphesiz o, ancak iyi insanların/Müslümanların çoğalması ve iradelerini, imkanlarını bu uğurda Allah için ortaya koymaları ile olur.

Bunun için de sahih bir iman ile İslam’ı doğru bilme, ihlasla yaşama, başkalarına da anlatıp yaşamalarını sağlamak için davet, tebliğ ve irşat için çok çalışma gerekir. Siyaset bundan sonra bu güç ve imkânı organize ederek devlete taşımak içindir. Yoksa siyaset olsun olmasın bu önce ilim, sonra yaşama ve davet şeklindeki mücadele asla terk edilemez.

Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz.

Öyleyse bize hakaret etmeden önce lütfedip azıcık düşünseniz olmaz mı ey azınlıkta kalmış ama sesleri gür çıkan cahil ve ahlaksız kardeşlerimiz?

 

 

Tüm Yazılar