Muamele Dindir 2

Bilindiği gibi İslam, hayatın tamamına hitap eden, dünyayı bütün olarak değerlendirip düzenleyen bir dindir. İslam dini ahiret için olduğu kadar aynı zamanda dünya içindir de. Bugünkü tabirle söylersek, İslam bir din olduğu kadar, aynı zamanda bir dünya görüşüdür, bir sistemdir, bütün çarkları birbirine uyumlu çalışan tam bir nizamdır.

“Muamele Dindir” derken kastettiğimiz budur.

İşte bu yüzden İslam laikliği kabul etmez. Çünkü aynı alana sahip olmak isterler. Biri varsa, diğeri olamayacak bir konumdadırlar. Her ikisi de yasamaya, yürütmeye ve yargıya hâkim olmak ister. Kendine özgü bir yaşama biçimi, bir görgü kuralları bütünü sunarlar. Bu yüzden biri varsa, diğeri yoktur.

“Vardır” diyenler yalan söylüyor.

Niçin söylüyorlar bu yalanı?

Sebepleri çoktur. Bu yalan bazen barış adına bir pembe yalandır, bazen kandırma adına kurnazca bir yalandır, bazen de ezilmekten kurtulma adına zarureten söylenen bir yalandır. Ama bir yerde özgürlük varsa, herkes de bilir ki bu söylem yalandır.

Özgürlük olmayan yerde böyle yalanların takiyye olarak söylenmesi kaçınılmazdır. Suçlusu ise bu özgürlüğü sağlamayan sistemdir.

Bu yalanı azıcık açalım isterseniz. Mesela bu gerçeği bilen laikçiler, Müslümanlara yaptıkları muamelenin, uyguladıkları işlemin din ve vicdan hürriyetine uymadığını bilirler. Laikliği ve onsuz olamayacağını iddia ettikleri demokrasiyi kurtarma adına yaptıkları zulümleri bağışlatmak ve devam ettirmek için dönüp Batılılara derler ki: “Bizim özel şartlarımız var, bu zulmü görmezlikten gelin!”

Demek istedikleri şudur: “Sizin dininizin dünyayı idare eden kanunları yoktur, şeriatı yoktur. Aslında vardı da siz onu yok ettiniz. Ama İslam öyle değil. Onun dünyayı düzenleyen kanunları var. Biz onları sizin gibi yok edemiyoruz. Çünkü kutsal kitabı Kur’an olduğu gibi ortada duruyor. O varken hiçbir yalan tutmuyor. Yani İslam’ı değiştiremiyoruz, bozamıyoruz, kanunlarını atıp içini boşaltamıyoruz. İşte bu yüzden eğer biz İslam’ı öğretir, yaşamalarına ve yaşatmalarına izin verirsek, o kendi kanunlarını uygulamak adına laikliği ortadan kaldırır. Bu yüzden İslam’ın öğretilmesini, yaşatılmasını kısıtlamak zorundayız. Sakın siz de bu muamele için itiraz etmeyiniz. ‘Bu din ve vicdan özgürlüğüne manidir. Bir dinin öğrenilmesini, yaşanmasını, yaşatılmasını, ona inananlara yasaklayamazsınız’ demeyiniz”.

İşte bu yüzden Batı da kendi ilkelerini çiğniyor. İslam ülkelerinde demokrasiye karşı darbeleri savunuyor. İslam’ın istendiği ülkeleri doğrudan veya dolaylı olarak savaşla, ambargo ile veya başka yollarla ezip sindirmeye çalışıyor. İşte Türkiye, Mısır ve bazı Arap ülkeleri örneğinde olduğu gibi, laik, seküler Batı adına yapılan bütün darbelerin arkasında durup destek veriyor, Afganistan, Cezayir ve Libya’da olduğu gibi bizzat savaşarak eziyor, İran’da olduğu gibi ambargo uygulayarak, iç kargaşa çıkararak İslam’ı yok etmek, Müslümanları ezip bitirmek istiyor. Örnekleri çoğaltabiliriz.

Bütün amaçları, Müslümanları kendi hâkimiyetleri altında tutmaktır. İslam bunu reddettiği için onunla savaşmaktır. İşte görüyorsunuz, her yerde bunu açıkça yapıyorlar. Bunu yaparken de ister istemez kendi ilkeleri olan insan haklarını, bu arada din ve vicdan özgürlüğünü açıkça ihlal ediyorlar. Bu yüzden çok özgürlükleri kaldırıp atıyor, yok sayıyorlar.

Kaldırıp atınca veya yok sayınca ne oluyor?

Din ve vicdan özgürlüğü yok mu oluyor?

İslam ile savaşmakla İslam yok mu olacak?

Hala anlamayanlar var; İslam Allâhu Teâlâ’nın dinidir. Onunla savaşmak, Allâhu Teâlâ ile savaşmaktır. Galip geleceklerini mi sanıyorlar?

Asla!

Yaptıkları kötülük ve zulümleri ile kendilerini bitiriyorlar, farkında değiller.

Çünkü Müslümanlar, onların seviyesine düşmezler. Eninde sonunda da galip gelirler. Bu galibiyet, kendileri için olduğu kadar, düşmanları için de mutluluk yollarının açılması ve insan haklarının gerçek anlamda uygulanması olacaktır.

Nasıl mı?

Görelim, ama gelecek yazımızda inşallah.

 

Tüm Yazılar