Bunlar Ciddi Sorular

Necla Arat, Sabah Gazetesinden Nur Batur’un sorularına cevap vermiş.

Cevap verirken de bazı sorular sormuş.

Ciddi sorular bunlar.

Arat, Baykal’ın ‘Alacağız bunları kardeşim. Alışacaksınız’ sözüne karşı çıkıyor ve ‘alışmayacağız’ diyormuş.

Alışmayacak da ne yapacaksınız ki? “İntihal” skandallarıyla yaşadığınız üniversiteye geri mi döneceksiniz?

Dönün, zararı yok. Ama bilin ki bugün olmazsa yarın, çok geçmez oralar da başörtülülerle ve onlara hoşgörü ile bakanlarla dolacak. Bu ülkede bu kılık kıyafete karışma çağdışı yobazlığı elbette bitecek, bu rezaletleri kimse kabullenmeyecek, sizin gibileri kınayanlarla dolacak taşacak her yer.

Alışmayacaksanız, hiç tavsiye etmem, oraya da gitmeyin. Uzaya falan da gitmeyi düşünmeyin. Oraya gidecekler arasında adı Müslüman olan bayanlara da rastlanıyor listede. Orada da rahat edemezsiniz.

En iyisi Recep Tayyip Erdoğan’a bir rica edin, sizin için özel ve konforlu bir bina yaptırsın. İçinde siz ve gibileriniz oturur. Millet de ara sıra ziyarete gider, Türkiye’nin nerelerden geldiğini görür, ibretle seyreder ve dersler çıkarır. Dinleyenler olursa belki sizler de onlara “değişim, dönüşüm, çağdaşlaşma” dersleri verirsiniz “ikna odalarında”. CHP nin tarihini anlatırsınız mesela belki merak edenler olursa.

CHP dedim de, CHP’nin parti programında “laiklik ilkesinden taviz verilemeyeceğinin” yer aldığını hatırlatıyormuş Arat. Baykal’ın “Türkiye değişiyor, ezberler bozuluyor. Biz şimdi kendimizi sorguluyoruz” sözlerine atıfla: “Bülent Arınç, ‘laikliğin tanımını yapalım, içi boş’ dediği zaman neden kıyameti kopardık öyleyse? Ona mı katılıyoruz şimdi?” diye soruyormuş.

Soru sormak iyidir. Zararlı sorular da yok değil ama sorular genellikle zihni açar, düşündürür insanı. İlmin kapıları sayılır sorular. Sağlık alametidir aynı zamanda.

Soruların bir faydası da soranın aklını ortaya koymasıdır. Ele verir insanı sorular. Kaç kırat olduğunu sorarsa veya konuşursa anlarsınız insanın. Onun için halk arasında bir söz vardır, “bilmiyorsan sus da seni bir adam sansınlar.”

Arat da soruyor, ““Bülent Arınç, ‘laikliğin tanımını yapalım, içi boş’ dediği zaman neden kıyameti kopardık öyleyse?”

Sahi neden?

Bir şeyi tanıtmakla başlamaz mı ilim? Tanım olmadan ilim olmaz. Tanım, yani şu bizim bildiğimiz tarif, eskilerin ifadesiyle “efradını cami, ağyarını mani” olmalı.

Herkes anlamasa da Arat anlar bunları. Bunlar ilmin, bilimin başıdır, değil mi Sayın Arat? Sahi siz tanım yapmaya neden karşı çıkmıştınız?

Şimdi soruyorsunuz: “Ona mı katılıyoruz şimdi?”

Eh, mecbursunuz katılmaya! Başka çareniz yok ki! İlim, tanımla başlar.

Ne olacak şimdi?

Bunları o zaman düşünmeniz gerekmez miydi? Orası Millet Meclisidir hanımefendi, “alemdaroğlu çiftliği” değil, ağzınızdan çıkana dikkat etmeliydiniz.

Ama etmiyorsunuz işte. Bakın şu düşünceye:

“Arat’a göre eşi ve akrabaları çarşaflı ve kendisini böyle ‘geri’ bir düşünceyle kamuoyuna tanıtan birinin aday olarak gösterilmesi, kendisini sosyal demokrat olarak tanıtan bir parti açısından ‘kabul edilemez’miş.”

Sizin bu ifadenizden anlaşılan, eşi ve akrabaları çarşaflı olan ve bunları normal karşılayan kimse ‘geri düşünceli”dir ve böyle birinin aday olarak gösterilmesi, kendisini sosyal demokrat olarak tanıtan bir parti açısından ‘kabul edilemez’dir.

Hemen arkasından da çelişki geliyor: Arat: ‘Türban takan, çarşaf giyen kadınlara yönelik bir aşağılama eğilimi söz konusu değil” dedikten sonra ekliyor: “Ben onların da kurban olduğunu düşünüyorum”.

Hem “geri düşünceli” ve “kurban” diyeceksin, “zavallı” göreceksin, hem de bırakın “aşağılama”yı, bunun “eğilimi bile söz konusu değil” diyeceksin?

Bu marifeti(!) üniversite hocalığı mı öğretti size? Sıradan bir insan bile bu kadar çelişkili konuşamaz, konuşsa bile bu kadar açık vermez. Peki, sizi bu hallere düşüren nedir?

Bence gurur ve kibirdir, kendini beğenmişliktir. Bu kötü huylar insanı rezil ederler.

Baykal’ın çarşafı meşrulaştırdığını da vurgulayan Arat: “O zaman neden üniversitelerdeki türban olayını Anayasa Mahkemesine kadar götürdük?” diye soruyor.

İşte budur bütün mesele! Kafanıza “dankkk” etmişe benziyor.

Kusura bakmayın ama işte sizler bunlarsınız…

Biz bunun ne kadar yanlış olduğunu yeteri kadar yazdık, çizdik, söyledik. Artık tek kelime etmeyeceğiz burada. Sorduğunuz sorunun cevabını siz bulun artık, bulabilirseniz tabii.

Ama ben de sayın başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan rica ediyorum, yukarıda dediğim gibi bize büyük bir müze gerek, içine canlı tarihimizi koymak için.

Kelaynaklarını bile koruyan bir ülke, bunu da yapmalı değil mi?


Tüm Yazılar