Tevazuun Önemi

Kur’ân bize tevhid dersi verir ve bizi kalbimize, ruhumuza yönlendirir. Zaten Allah Teâlâ’nın ayetleri açıkça beyan eder ki, dünya, hatta kainat insan için çok muhteşem denecek kadar çok güzel, çok faydalı ve çok cazip yaratılmıştır. Gözler de bunu görür, cazibesini tasdik eder ve ister istemez güzelliklerine kapılarak ona yönelir, elde etmek için çalışır, didinir, yorulur. Kısacık ömrünü öyle tüketip gider. Bu noktada insanın bütün amacı yeni ilim ve tekniklerle bu yaratılmışı tanımak ve istifade yollarını artırmaktır. Başka yapacağı bir şey de yoktur.

 

İşte bu noktada Kur’an devreye girer ve insana başka kapılar açar. İman, ahkam, ahlak ve fazilet kapılarını açar ve dünyada asıl mutluluk yollarını gösterir. Onlara barışın, huzurun, paylaşımın saadet saçan yollarını nurlu gösterir.

 

Ama sorun bunu görmektedir. Allah Teâlâ’nın insanı bu noktada özgür bıraktığını görüyoruz. O insana değer vermiştir. Hayvanlar gibi içgüdü veya sopayla değil, akıl ve iradeyle, inanarak bu yolu görmesini istemektedir. Ancak insanın yaratılışında, imtihan gereği zıt kutuplar vardır. İşte onun nefsi terbiye görmezden evvel başlangıçta dünyaya değer verir. Surete, dış görünüşe, çok kıymet verir. Asla, esasa, öze, ruha kıymet vermeyen, ancak gördüğü eşyaya, biçimlere, şekillere çok muhabbetlidir, meftundur. Bu yüzden gösteriş meraklısıdır. Maalesef eşyayı israf eder. İhtiyaçtan fazlasını yapmaya, toplamaya, üst üste yığıp istif ederek varlığı ile övünmeye çalışır. Bu ise gurur, kibir, enaniyet, kendini beğenme demektir. Bunu sağlayabilmek için, başkasının elindekine göz dikme ve derken paylaşım kavgaları, savaşları demektir.

 

Oysa insan ruhunu tanısa, gerçeği görse, ne nefsini çılgınlığı kalır, kudurganlığı.  Ne şirk kalır, ne küfür. Ne riya kalır, ne gösteriş. Ne kavga kalır, ne savaş. Ne gururlu, kibirli, kendini beğenmişlik kalır, ne rezalet ve kepazelikler. İslamsız insan, maalesef öyle bir duruma düşüyor ki,  insan kendisiyle çatışıyor, kendi içinde parçalanıyor. Nefis, akıl ve kalbi dinlemez oluyor. Kendini mahvedecek müptelalara haz ve zevk adına düşüyor, şehvet adına skandallara sbep oluyor. Günah ve ayıp girdabın sonunda zıvanadan çıkarak hayatı azaba çeviriyor. Ne sağlık kalıyor geriye, ne saaadet! Kara düşünüyor, bu vicdan azabını nasıl dindirebilir? Alkol mü çaredir, uyuşturucu mu? Yoksa intihar mı?

 

İnsanı bu çukurdan ancak İslam kurtarır. İslam iman ve ahlakı. Bilerek ve içtenlikle yaşayarak kurtulur insan İslam’ı. Kendini bilir Rabbini bilince. Tevazuu drak eder. Onun rızasını kazanmak için mahlukata mütevazı, alçak gönüllü,  mahviyatkar olur. Hizmet eder onlara, bunu bir ibadet bilerek paylaşır her güzelliği. Yüceliğin, erdemin yemek değil yedirmek, toplamak değil dağıtmak, istemek değil vermek, hizmet ettirmek değil etmekte olduğunu anlar.

 

İşte insanın saadeti budur ve bunda iman ile beraber ahlakın, hasseten tevazu ve alçak gönüllü olmanın çok büyük tesiri vardır.

 

 

Tüm Yazılar