Asıl Davamızı Unutmayalım

İslam ümmeti kendi içlerinden, peygamberin ilim, ahlak ve tebliğ usulünü iyi öğrenmiş ve nefislerinde uygulamış âlimleri yetiştirmek ve bu dini bütün dünyaya, hatta insan yaşayacaksa uzaya kadar götürmek ve duyurmak mecburiyetindedir.

Çünkü bu “tebliğ”, “davet” ve “irşad”, bir “farz-ı kifaye”dir.

Bu bakımdan İslam’ı bilen ve mümkün mertebe yaşayan takvalı âlimler hem İslam toplumunun, hem de İslam’a davet ettikleri top yekûn insanların tabii önderleridir.

İnsanlar bu önderleri ne kadar sever ve izlerler ise, hem bu dünyada, hem de ahirette o kadar mutlu olurlar.

Her toplum, bir yönetimle düzene girmiştir. İslam toplumu da İslam kanunlarıyla işlerini düzenleyen toplumdur. Haliyle bu toplumun yöneticileri, bu düzeni en iyi bilen ve yaşayan âlimlerden olmalıdır.

Nitekim halife olabilmenin bir şartı da ilimdir. Böyle olursa toplumun tabii önderleri olan âlimler ile siyasi önderleri olan yöneticiler arasında güzel bir uyum ve ahenk oluşur. Bir kısmı resmen yönetimde görevlerini yerine getirirlerken, bir kısmı da sivil olarak insanlara eğitim ve terbiye ile faydalı olmaya çalışırlar.  Toplum da bundan fevkalade fayda görür. İslam toplumlarında normalde olması gereken de zaten budur.

Ancak normalde olması gereken bu durum olmaz da bir şekilde İslam toplumunun başına cahiller geçerse veya âlim olsalar bile İslam kanunlarını uygulamaz da keyiflerini kanun yaparlarsa, işte o zaman toplumun tabii önderleri olan âlimler ile siyasi önderleri olan idareciler arasında mutlaka çatışma çıkar. Bu durumda bu çatışma kaçınılmaz bir sonuçtur. Haliyle bundan da herkes zarar görür. Bilindiği gibi İslam birlik ve beraberliğe, barış ve huzura çok önem verir.

Çatışmanın olmasında ikinci ihtimal biraz daha zordur. Yani yöneticilerin iyi, ama âlimlerin kötü olması ihtimali. Bu durumda söylenmesi gerekenler “Âlimin Önderliği” kitabımızda işlenmiştir, bakılabilir.

Bu bakımdan İslam, devlet ve siyaset gibi kendi toplumunu yönetme gerekliliği, usul ve yöntemleri konusunda çok bilgiler verir, ilkeler sunar. Bunları ya doğrudan kaynaklarından, kitaplarından öğreneceğiz, ya da itimat ettiğimiz kişi veya kurumlara kulak vereceğiz.

Herkesin allâme ve yazar olduğu sosyal medya maalesef ilim ortamını çoğu zaman çamur alanına dönüştürüyor. Aman bu bataklığa biz de saplanmayalım. İlim ve irfan ile, hak edene saygı ve edeple kendimizi koruyalım derim. 


Tüm Yazılar