İlke ve Üslup

Fert ve devlet olarak ilkelerimiz olmalı ve bunlar şahsiyetimizle bütünleşmelidir. Söz konusu olunca insanlar peşinen bizden ne bekleneceğini hiç düşünmeden bilebilmelidirler.

Bu vaziyet işimizi ne kadar kolaylaştırır bir düşününüz!

Çok konular ile başınız ağrımaz. Tavrınız daha baştan belli olunca, boşuna uğraştırılmazsınız. Sizin için de, muhatabınız için de bir kolaylıktır, çok zahmetten kurtuluştur.

Mesela adalet. Düşmanınıza bile adil olduğunuz, bunda tavizsiz olduğunuz malum ve ömeşhur olursa, sizinle ilgiliyse, yanlış yapanlar iki kere düşünürler. Bu düşünce caydırıcı olur da çoğu kez suçtan, zulümden, rüşvetten, iltimastan vazgeçebilirler. Kazanan siz olursunuz.

Bir de hakkı ifade ederken üsluba dikkat etmek gerekir. Her insan saygıyı hak etmese de biz ifademizi öyle biçimlendirsek, ne kaybımız olur? Hiç!

İlkeli bir tutum, kim bilir, belki kazancımıza vesile olur. Kötülüğü bile iyilikle savmayı teşvik eden bir Rabbimiz var! Düşmanlarına bile nezaketi terk etmeyen bir Resulümüz (sav) var. Biz müslümanlar bundan ders almalı değil miyiz?

*  *  *

Hz. Peygamber inanç ve prensiplerine ters düşen hareketleri yapan gençlere bile kaba davranmamış, onları utandıracak tarzda tenkit etmemiş, hatalı olduklarını uygun bir biçimde ifade etmiştir.

Mesela Allah Rasûlünun en sevdiği gençlerden biri olan Usame b. Zeyd, hırsızlık yapan bir kadını affetmesi için aracı olarak Rasûlullaha geldi. Daha doğrusu bu konuda bazı sahabilerin gazına gelerek bir toyluk yaptı. Suçlu bir kadının, asalet sahibi ve değer verilen önemli bir kişi olduğu için suçunu görmezden gelinmesi isteği, Hz. Peygamberi son derece kızdıracağını bilenler, bunu kendileri yapmıyor da, toy bir delikanlıya yaptırmaya çalışıyorlardı. Olayı bize Hz. Aişe annemiz anlatıyor:

*  *  *

Benî Mahzûm kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyşlileri çok üzmüştü. Onlar:

– Bu konuyu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile kim konuşabilir, diye kendi aralarında müzakere ettiler.

Bazıları:

– Buna Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sevgilisi Üsâme İbni Zeyd’den başka kimse cesaret edemez, dediler.

Üsâme, onların istekleri doğrultusunda Resûlullah (sav) ile konuştu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Üsâme’ye:

– “Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun?” diye sordu.

Üsame hatasını anlamış ve mahcup olmuştu.

– Allah’tan benim bağışlanmamı dile yâ Resûlallah, dedi. 

Peygamberimiz onun üstüne daha fazla gitmedi ama bu konuda söylemesi gerekenler vardı. Hemen ayağa kalktı ve halkı toplayarak şöyle hitap etti:

- Sizden önceki milletler şu sebeple yok olup gittiler: Aralarından soylu, mevki ve makam sahibi biri hırsızlık yapınca onu bırakıverirler, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca da onu hemen cezalandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim.

Sonra bu kadının elinin kesilmesi için emir verdi ve onun eli kesildi.( Buhârî, Enbiyâ 54, Megâzî 53, Hudûd 11, 12; Müslim, Hudûd 8, 9. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 4; Tirmizî, Hudûd 6; Nesâî, Sârik 6; İbni Mâce, Hudûd 6.)

*  *  *

Böyle nazik bir konuda Hz. Peygamber hem mülkün temeli olan adaletin önemini ortaya koymuş, hem de genç Usameye, kötülüklere aracı olmamasını ima yoluyla tembih etmiştir. Halka da muhtaç oldukları bilgiyi tarihten örnekler sunmuş, ailesini de ortaya koyarak ne kadar kararlı olduğunu göstermiş ve adaleti yerine getirmiştir. Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğünün gerekli ve geçerli olmasını en keskin bir biçimde öğretmiştir.

Bir idarenin güzelliği, yönetim şeklinden çok, adalet ve hukuka verdiği değerden belli olur. Devletler ve milletler için asıl olan tabii, fıtri ve ilahî bir hukuk ve bunun adalet ile uygulanmasıdır. Gerisi teferruattır.

 

Tüm Yazılar