Peygamberimize Sevgi Ashabına Saygı Borcumuz

Kutlu Doğum Haftasını elimizle yok ettik. Bir hafta devlet ve millet olarak kutladığımız bu hafta, Sevgili Peygamberimiz (sav) Efendimizi tanıma, sevme ve sayma konusunda ne güzel vesileydi.

Birilerinin delilsiz dayanaksız ithamlarına kurban verildi. Bu işte başı çekenlerden zannettiğimiz Numan Kurtulmuş, acaba şimdi ne düşünüyordur? Kaldırdığı, ama yerine yenisini koyamadığı bir güzelliğin yok edilmesinden vicdanı sızlıyor mudur?

Acaba Ak Parti ve hükümet bu boşluğu yeniden daha güzeli ile doldurmayı düşünmekte midir? Bu konuda ne yapmayı düşünmektedir?

*  *  *

Geçen yazımızda bu münasebetle şöyle demiştik: “Her Müslümana düşen görev, Allah Teâlâ’dan sonra Sevgili Peygamberimiz Efendimizi (sav) iyi tanımaktır. Tanıyınca sevgi, yardım, destek ve davasında olmak kendiliğinden gelir. Bu sebepten ötürü onun hayatını, ahlak ve karakterini, Allah Teâlâ’dan alıp bize sunduğu kitap olan Kur’an-ı Kerim’i, ona olan tefsir, yorum ve uygulamalarını, davet metodunu iyi öğrenmek ve onu model kişi olarak kendimize rehber edinmek, önder edinmektir. Din ancak böyle anlaşılır ve sevilir ve yaşanır.”

Şimdi burada şöyle bir soru soralım: Sadece onu mu?

*  *  *

Hayır!

Onun hane halkını, akrabalarını, yakın ve uzak arkadaşlarını da tanımalı, sevmeli, saymalı, kendimize rehber edinmeliyiz. Hiç şüphesiz sahabiler de kendi aralarında derece derecedirler. Kıdeme saygı gerektir. Özellikle Peygamberimiz Efendimizin (sav) cennetle müjdelediği “aşere-i mübeşşere” denilen sahabileri iyi bilmeli, çok sevmeli ve hayatlarından dersler ve ibretler çıkarmalıyız.

Bunlar arasında Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali hazretleri çok önemlidir. Onlar dünyanın olduğu gibi ahiretin ve cennetin de seyyitleri, efendileridir. Bunlara saygıda kusur, kişinin karakterini bozar, şahsiyetini düşürür. İman ve ahlakına zarar verir.

Bir insan Uhut dağı kadar altını Allah yolunda sadaka verse, sahabilerin amelinin sevabına erişemez. Onlar Allah Teâlâ’ya hayatlarını cennet karşılığında satmış ve onun rızasını kazanmış insanlardır. Onlara eziyet edenin ahirette hasmı doğrudan Allah Teâlâ’dır. Bu ise vaziyetlerin en kötüsü sayılmaz mı bir Müslüman için?

O yüzden sahabeye sövene lanet etmek caizdir. Böylesi şerli insanları buna sevk eden, kötü huylarından başka ne olabilir? Yarın Kevser havuzunda Peygamberimiz Efendimizin (sav) yanında olmak için onun ashabına saygılı olmak gerekir.

Sevgili Peygamberimiz Efendimiz (sav)  sahabesini sevmiş, korumuş, ümmetinden onlara sevgi ve saygı istemiş, bunun karşılığında sevgi ve şefaatini müjdelemiştir. Bütün kolaylığına rağmen bundan büyük bir müjde mi olabilir?

Bu neden bu kadar önemlidir?

Çünkü dinimiz İslam, onların vasıtasıyla bize intikal etmiştir. Sahabeye dil uzatanlar, onların adaletine dil uzatarak İslam’ı temelinden yıkmak istiyorlar. Sonra sıra Peygamberimiz Efendimizin (sav) hadislerine gelecektir. Son darbeyi ise, duvarsız kalan Kur’an-ı Kerim’e vurmayı planlıyorlar. Ama avuçlarını yalarlar. O islam düşmanları her zaman kahru perişan olmaya mahkûmdurlar.

*  *  *

Sahabiler içinde ehl-i beyt dediğimiz Sevgili Peygamberimiz Efendimizin (sav) evlatları, torunları, eşleri ve yakın akrabalarının özel bir değeri vardır. Hz. Fatıma, kocası Hz. Ali, evlatları Hasan ve Hüseyin, eşleri ve onlar içinde özellikle Hz. Hatice ve Aişe çok çok önemlidir. Onları ve diğerlerini sevmek ve saymak, insana değer ve cennet kazandırır. Onlar efendimizin gözbebekleridir. Bize de öyle olmalıdır.

*  *  *

Ashab-ı kiram arasında insanlık icabı bazen dargınlıklar, mahkemelik işler, hatta kavga ve savaşlar olmuştur. Bunları bahane ederek onlara saygısızlık etmemek, dil uzatmamak gerekir.

Onlara saygılı olmalı, şükranlarımızı sunmalı, varsa hataları, Allah Teâlâ’ya havale ederek dil uzatmamalıyız. Kendi aralarında olan olaylardan ötürü hak ve hukukun gereğini söylemekten öte saygısızlıkta bulunmamalıyız. Bunun insana ne kazandırdığı olabilir ki?

Yarın hepimiz ahirette toplanacak ve hesap vereceğiz. Yersiz söz ve işlerle utanmanın âlemi yoktur!

 

Tüm Yazılar