İçmeden Giden Adam

Sanırım yıl 1970 filandı. Bir gün ikindi vaktinde her halinden beyefendi olduğu belli olan orta yaşın üstünde bir adam geldi Kaleboynu köyündeki orman dairesine, elinde hediye paketleriyle. Dairenin resmi cipiyle gelmişlerdi ama bu garip bir durumdu. Çünkü neredeyse mesainin bitiminde bu geliş, bir iş gelişine benzemiyordu. Babamı sordu. Babam burada katip mutemet olarak görev yapıyordu. Görüştüler, kucaklaştılar ve tatlı bir sohbete başladılar. Dışarda, balkon gibi açık olan havadar yerde masa ve sandalyelere kuruldular.

Merakımızı giderdik hemen. Daha önce adını duymuştum babamdan. Gelen efendi, Maraş’ta tanınmış bir ailedendi ve Andırın’da Orman Dairesinde üst düzey bir memur olarak çalışmaktaydı. Biz evimizin önünde oynarken onlar dairenin balkonuna masa ve sandalyeleri kurmuşlar, hediyeleri odacıya yıkatıp hazırlatmışlar. Bir ara birden babamın sesiyle irkildim. Beni çağırıyordu. Bir yumuşu vardı muhakkak. Koşarak gittim. Yanlarına vardığımda misafirin elinde bir kâğıt para vardı. Bana doğru uzatarak dedi ki:

- Evladım, bize bir şişe rakı alıver de gel.

Birden çok şaşırdım. Demek bu saatte buraya içmeye gelmişlerdi. Babam içmezdi, ama yanlış da olsa maalesef yanında içen misafirlerinin muhabbetlerine katılacaktı. Ben ise böyle bir teklif ile ilk defa karşılaşmıştım. Sanırım İmam Hatip lise birinci sınıfa gidiyordum o zaman. Okulda öğrendiğimize göre “içki” diye bildiğimiz alkol kesinlikle haramdı. Büyük bir günahtı. İslâm dini bütün sarhoşluk veren içkileri haram kılmış, bunların içilmesini yasaklamıştı. Allah Teâlâ’nın ayeti kesindi:

"Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi, pisliklerdir. Bunlardan kaçının ki saâdete eresiniz. Şeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi, Allahı anmaktan, namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçersiniz değil mi?" (Mâide, 90-91)

Sevgili Peygamberimiz (sav) Efendimiz de içki içmekle ilgili çok tehditkâr konuşmuş, bu yüzden kimi insanları lanetlemiştir. Neticede dinimiz içki içmek gibi ticaretini menetmiş, müslümanın gayr-ı müslim ile de olsa içki alışverişi yasaklanmıştır. Şu hadis çok meşhurdur:

 

"Peygamber (s.a.) içki yapanı, yaptıranı, içeni, taşıyanı, kendisine taşınanı, dağıtanı (sâkî, garson), satanı, parasını yiyeni, satın alanı ve kendisi için satın alınanı lânetlemiştir."(Tirmizî, K. el-Büyû, 58; İbn Mâce, K. el-Eşribe, 6.)

Şimdi babamın bir arkadaşı bana para uzatmakta ve içki alıp getirmemi istemekteydi. Durum çok vahim ve gayet nazikti. Çocuk aklımla düşünüyordum; ne yapmalıydım? Bir yanda dinimizin kesin emri, bir yanda baba dostu bir misafirin emri. Acaba babam ne düşünüyordu? Reddetsem kızar mıydı?

 Bunu anlamak için bir an babama baktım. Babam normalde maksadını yüzünde taşıyan bir insandı. Simasına bakarak bir şeyi isteyip istemediğini, beğenip beğenmediğini anlardınız. Ben de öyleyimdir. Peygamber Efendimizin de (aleyhis salatu ves selam) böyle olduğunu biliyorum. Bu güzel bir tavır, davet ve tebliğde, eğitim ve öğretimde çok önemli bir esastır. Fakat bu sefer babamın yüzü duvar gibi ifadesizdi. Ne düşündüğü, ne yapmamı istediği hiç belli olmuyordu. Ondan bir sinyal alamamıştım. Mecburen kalbime döndüm. O da “bu musibeti sessizce sav. Ne de olsa baba dostu bir misafir” dedi.

Bütün bunlar bir anda olup bitmişti. Parayı aldım. Yüz metre var yok uzakta olan dükkândan gazete kâğıdına sarılı şişeyi hızlıca alıp getirdim. Şişeyi uzatırken adam sordu:

- Teşekkür ederim. İmam Hatipte okuyormuşsun, öyle mi?

- Evet efendim.

- Baban anlattı. Çok sevindim. Okul nasıl gidiyor?

- Çok şükür iyi gidiyor.

- Aferin! Seni çok sevdim.

Sonra babama döndü:

- Hadi bize müsaade!

- Kalın dedim ama ısrar ediyorsunuz. Artık siz bilirsiniz. Müsaade sizden!

Adam şoförüyle beraber arabasına bindi ve kıvrıla kıvrıla köy yollarından uzaklaşıp gittiler. Ben şaşırmıştım. Bir sürü meyve sebze almışlardı meze olarak. Hepsi masada kalmıştı. Acaba neden içkiyi aldırdılar da içmeden gittiler?

Bu merakım çok sürmedi. Babam açıkladı:

- Sen uzatılan parayı almadan bir an bana baktın ya, işte zeki adam o bakışı kaçırmamış. Sen gidince bana sordu:

- Neydi o bakış?

Ben de:

- O hoca efendidir. İmam hatipte okuyor. Bana “ne yapayım?” der gibi baktı.

- Eyvah! Çok ayıp etmişiz be Özdemir Bey!

- Biraz öyle oldu. Ama nereden bileceksiniz?

- Neyse, dersimizi aldık. Artık burada içemeyiz. Hoca Efendinin gönlünü alıp gidelim biz.

Babamdan daha önce de duymuştum bu adamı. “Çok iyi, çok beyefendi birisidir. Ah şu alkol kusuru olmasa! Sırf bu yüzden aile ve akrabasından uzakta yaşıyor” derdi. İnşallah hocaya saygısından içmeden gittiğine bakarak Rabbim onun gönlünden o şehveti alır da tövbe nasip eyler. Ondan sonra bir daha görmedim zaten.

Bu olay o zaman çocuk halimle bana da epey tesir etmişti. Bir yandan dinimizi bilip yaşamak yanında, bir yandan da yaşayamasa bile yaşayanlara saygılı olmanın gereği, bunun bile nasıl bir insanlık ve erdem olduğunu düşündürmüştü.

 

 

Tüm Yazılar