Milli Eğitimin Ruhu Ölmüş

Burada yazdıklarım geneli ifade eder. İstisnalar kaideyi bozmaz. Amacım kimseyi üzmek, aşağılamak değildir. Sadece genel ve büyük bir yaramıza parmak basmaktır. Bu yüzden vazifesini hakkıyla yapan kardeşlerim alınmasın, bizi hoş görsünler.

Artık maalesef iyi öğretmen yetişmiyor. Öğretmenler çoğunlukla heyecanlarını kaybetmişler. İdeallerini kaybetmişler. Öğretmek mutlu etmiyor onları. Konuşmaları ücret üstüne, araba, ev üstüne, tatil üstüne hep. Okul, ilim, kitap, sanat ve öğrenci değil düşündükleri.

İdareciler de gününü gün etmeye bakıyor genellikle. Yine diyelim haydi, istisnalar kaideyi bozmaz diye. Kimseyi haksız yere üzmek istemiyoruz çünkü. İstenen rutin işler yapıldı mı tamamdır. Daha fazlası yok maalesef. Eğitim öğretim umurlarında değil. Önemli olan kendilerini oraya oturtan siyasetçileri memnun etmektir. Onların da ideali ölmüş. Heyecanları ölmüş.

Nasıl ölmesin ki, ortada koca bir canlı cenaze var eğitim adına. Diriltmek ellerinden gelmez ki. Onlara düşen, rutini devam ettirmektir. Dostlar alışverişte görsünler, yeter!

Öğrenciler mi?

Bir şeyler öğrenmek için okula giden mi var?

Adet olmuş, mecburiyet olmuş, iş olmuş işte. Okula gitmeseler nerede vakit geçirecekler? Nasıl olsa sınıfta kalmak yok, niçin çalışacaklar? Hele bir de dersler boş geçti mi, değmen keyiflerine! Hatta öğrenciler, ders boş geçsin diye öğretmenlerinin ölmesini isterler mi isterler yani.

*  *  *

Bir gün okulda dersim bitti. Duraktan belediye otobüsüne bindim. Anlatacağımı kulaklarımla duymasam inanmazdım. Çünkü inanılır gibi değil. Şu anda bile söylemeye tam cesaret edemiyorum. Galiba şakadır duyduklarım.

Evet, bir gün dersten çıktım ve evime gitmek üzere belediye otobüsüne bindim. Yol üstünde bir liseden beş altı öğrenci bindi sevinç ve neşeyle. Bir kısmı yanıma oturdular en arkada. Bir kısmı da ayakta kaldılar hemen yanımızda. Konuşmaları ister istemez kulaklarımdaydı, böylece neşelerinin sebebini çok geçmeden anladım:

- Ders niye boşmuş?

-  Öğretmen hasta olmuş, rapor almış.

- İyi lan, desene dersler biraz daha boş geçecek?

- Bundan ne çıkar lan oğlum. Ölsün de hep boş geçsin!

*  *  *

İçim sızladı. Ders boş geçiyor diye sevinmekten öte, bir de öğretmene sırf bu yüzden “ölsün” diye beddua etmek. Şayet ölürse yerine yenisinin tayin edileceğini düşünememek!

Bu eğitim ve öğretim adına çok şey ifade ediyor değil mi? Şu gençliğin bunu düşünecek zekâ ve muhakeme kabiliyeti nerede?

Dayanamadım ve dedim ki:

- Gençler, öğretmeniniz çok mu kötü?

- Yok amca, kötü birisi değil.

- Öyleyse niye “ölsün” dediniz?

- Ders boş geçsin diye.

- Ama çocuklar, maksadınız ders boş geçsin ise, başka bir sebeple olsun diye dua etseniz ya! Zavallı öğretmeni niye öldürüyorsunuz?

- Sen de haklısın amca!

Benimki de ne cesaret! Biliyorum, zamane öğrencisidir, şöyle de diyebilirlerdi:

- Sana ne lan moruk?

*  *  *

Bir gün heyecanla ders anlatıyorum sınıfta. Dersimiz tefsir. Hucurat suresini işliyoruz. O ne muhteşem bir suredir öyle!

- Hocam! Diye bir ses geldi arkadan.

- Buyur canım.

- Keşke ben öbür sınıfta olsaydım. Onlar daha bir sure bile tam olarak işlememişler. Siz hepsini işliyor ve hepsinden sınavda sorumlu tutuyorsunuz. Bize de yazık değil mi?

- Yazık elbette oğlum. Hadi idareye git, o sınıfa geçmek için çabala. Gerekirse ben de yardımcı olurum. Yoksa sana da bana da işkence olacak!

*  *  *

Ders yok. Sohbet var. Düşüncesine, meşrebine, mezhebine, ideolojisine adam kazanma var. İyi öğretmenin davası bu! Ya idealsizler? Vakit geçsin, maaş alsın, tamamdır.

Şimdi başka bir acı duruma parmak basalım: Bırakın öğrencileri, artık öğretmenler de dersler boş geçince çocuklar gibi seviniyorlar.

Milli Eğitimimizin maalesef ruhu ölmüş. Nasıl dirilir acaba?

 

 


Tüm Yazılar