Davetçide Ahlak Ve Sorumluluk

İslam baştan sona ahlak demektir. Şeriatın bütün emir ve yasakları, ahlaklı bir insan yetiştirmek içindir. Ahlak kalbin amelidir. Kalp ise vücut ikliminin hükümdarıdır.

Bunun için davet öncesinde, davet esnasında ve sonrasında yeterli ilmi hazırlık başta olmak üzere, hitabetin tüm kurallarına dikkat etmek gerekir. Fakat her zaman ahlaklı olmak başköşede olmalıdır. O yüzden her bilen maalesef mürşit olamıyor.

*  *  *

Davet edeceğimiz muhatabımızın inançları çok değişik olabilir. Bizi dinleyenler arasında Yahudi, Hıristiyan gibi semavi din sahibi, Budist, Hindu gibi batıl din mensubu, ateist, komünist, materyalist gibi tanrı tanımaz veya İslam’ın içinde ama ehli bidad ve heva veya cahil ama samimi müslüman gibi, çok değişik inançlarda insanlar olabilir.

Bu insanlar aynı zamanda bir zengin veya fakir, âlim veya cahil, yerli veya yabancı, sağlam veya özürlü, sıradan veya şöhret ve makam sahibi olabilir.  Yani çok değişik sosyal sınıflardan insanlar da olabilir. Her birine ayrı hazırlık, ayrı üslup ve yaklaşım gerekebilir. Bütün bunlar düşünüldüğünde görülecektir ki davet gerçekten ciddi bir iştir.

*  *  *

Bire bir, teke tek davetler her zaman önemlidir. Ancak basın, yayın, radyo, tv. internet gibi medyayı da elbette davet ve irşad adına kullanmalıyız. Kültür ve sanat adına yapılan çalışmaların, yani şiir, edebiyat, musiki, güzel sanatlar ve görsel sanatlar gibi çalışmaların başta gelen amacı tebliğ olmalıdır. Kaliteyi düşürmemek de sanatın ihmale gelmez bir yanıdır tabi ki.

*  *  *

Gerçekten davet ciddi bir iştir. Bir davetçi, küçük yaştan başlayarak ve uzun yıllar eğitilerek ancak yetiştirilebilir. Bunun için kadro ve müesseseler, bunları devam ettirecek maddi ve manevi imkânlar, ileriye dönük plan ve projeler gereklidir.

Bu açılardan baktığımızda, İslam dünyasını maalesef çok da zengin görmüyoruz. Öyleyse, birbirimize daha bir yaklaşmak ve anlayışla bakmak mecburiyetindeyiz.   

Yeryüzünde ciddi bir İslam’a davet vazifesinin maalesef yetersiz oluşu, davet bilincimizi keskinleştirmeye ve bizi sorumluluk yüklenmeye sevk etmelidir.

İslam’a davet için düşünüp kaygı çekmek, okuyup araştırmak, çalışıp didinmek, kulu Allah Teâlâ’ya sevdirecek en büyük sevap kapısı ve kulluk gösterisidir. Bunu asla unutmamalı ve himmeti âlî tutarak bu sorumluluğun ihlas ve samimiyetle altına seve seve girmeliyiz.

Ancak böyle yapabilirsek bu muhteşem dini bize lütfeden Yaratıcımıza şükür, onu bize kadar getiren selef-i salihine teşekkür etmiş oluruz.


 

Tüm Yazılar