İki Çeşit Âlim

Cumhuriyet sonrasında ülkede iki sınıf âlim türedi.

Birinci sınıf, İslamdan razı ve Ona hizmette samimidir. Eksikliğinin farkında ve telafisi peşindedir. Bunu başaranlar, işte ümmetin hakiki önderleridir.

Onlar, hizmet uğrunda, tebliğ ve cihad uğrunda nelerle karşılaşabileceklerinin farkındadırlar... Kimileri kendilerini hazırlamış ve meydanda, kimileri de hazırlama safhasında... Allah Teâla’nın sayılarını ve hizmetlerini artırsın.

Gerçekten sayıları az olan bu hakiki âlimler, sistemin bütün imkanlarıyla İslamla savaşmalarının karşısında sabırla dayanmakta, direnmekte,  inanç, düşünce ve ifade hürriyeti olmayan, insan haklarının hiçe sayıldığı bir ortamda, olanca engellemelere rağmen kahramanca bir gayret ve çabayla tebliğe devam etmekte ve İslamî oluşumu yürütmeye çalışmaktadırlar.                                  

İkinci sınıf ise, İslam karşıtı sistemlerin tuzağındadırlar. Dünyanın mal, makam, şan, şöhret gibi tuzaklarına aldanmış, bilgisinin hayrını görmemiş, bile bile hakkı tahrif, hakkı ketmetme, gizleme yollarına saparak, aynen geçmişteki Yahudi ve Hıristiyan âlimleri ve Bel’amlar gibi, doğru yolun sağında veya solunda kalmış olan eğri büğrü bir kısım yollara sapmış, dalalete düşmüş, böylece Allah Teâla’nın’ın gazabına çarpılmış sözde âlimlerdir.

Bunlar, şeytanın yoldaşları ve yardımcıları olan kötü âlimlerdir. Yaratılmışların en şerlileridir. Ne kadar da yazık, ne kadar da acı!

Aslında “kötü” ve “âlim” asla yan yana gelmemesi gereken kelimelerdir ama neylersin, bu da hayatın acı gerçeklerindendir...

Ümmete düşen, birinci sınıf âlimleri, yani hakiki âlimleri yetiştirmek, yetişenlerin kıymetini bilerek sahip çıkmak ve onların önderliğinde sırat-ı müstakime girmek, İslam yolunda yürüyerek Allah Teâla’nın’ın vadettiği nimetine erişmek, rızasına ulaşmaktır. Bu uğurda maddi manevi her fedakarlığa katlanarak onlara destek vermek, gelebilecek olan her türlü alay, hakaret, kınama, ambargo, tehdit, eziyet, işkence, sürgün ve zindanlara, hatta şehadetlere, Allah Teâla’nın için katlanmak ve sabrederek direnmeye devam etmektir. Zafer, işte bunların arkasındandır. Ve inananlar için zafer kesindir. Kayıp diye bir şey yoktur müslümanlar için.

Kötü âlimleri kılavuz olarak seçenler ise burunlarını asla pis kokudan kurtaramayacaklardır. Onlar için dünyada zillet, horluk ve alçaklık vardır. Ahirette ise acı bir azap!

Sevgili Peygamberimiz zaman zaman ahir zamandan, yani kıyamet öncesi bozulmalardan bahsederlerdi. Maksadı ise hem yaşayanları uyarmak, hem de o günlerde gelen ümmetine rehberlik etmekti. İşte o sözlerinden birisi: “Siz öyle bir zamandasınız ki, dini doğru kavrayan âlimleri (fakihleri) çok, konuşanları azdır. Dilenenleri az, verenleri çoktur. Bu zamanda amel etmek, ilim öğrenmeden hayırlıdır. Ama insanlar öyle bir zamana erecektir ki, âlimleri az, konuşanları çoktur. Verenleri az, dilenenleri çoktur. O zamanda ilim öğrenmek, amel etmekten hayırlıdır.” (İbn Abdilber, Camiu Beyani’l İlmi Ve Fadlih, s. 49.)

Çağımıza tanıklık eden bu sözlerden şüphesiz bizler de dersimizi almalıyız.  


 

Tüm Yazılar