Çağı Kur’an’la Tedavi Etmeliyiz

Kur’an’ın amaçlarını gerçekleştirebilmesinin ilk şartı, takdir edilir ki, O’nun doğru okunmasıdır. Çünkü okunmadan anlaşılması ve yaşanması mümkün değildir.

İşte bu sebeple Kur’an okumak, dinimizde önemli bir ibadettir. Muhtaç olduğumuz bir okumayı ibadete dönüştürerek kullarına sevap kazandırması, Yüce Allah’ın hem insanlara bir ikramı, hem de Kur’an’a değer vermesinin açık bir ifadesidir.           

Sevgili Peygamberimiz (sav.)  birçok hadis-i şeriflerinde Kur’an okumayı teşvik ederek insanları sürekli O’na yönlendirmişlerdir. İnsan onu okuduğu kadar değer kazanır, yücelir, sevilir.

Öyleyse bir Müslüman olarak onu kendi dilinden okumalıyız. Arapça’yı bilmiyorsak, hiç olmazsa Arapça metninin okumasını öğrenmeliyiz. Bu on veya yirmi günlük bir meseledir. Arapça metnini okuduktan hemen sonra onun meal ve tefsirini de okumalıyız.

İlk okuyacağımız tefsirler kısa ve özlü olmalıdır. Yoksa malumat ummanında asıl maksat olan manayı kaçırabiliriz. Kısa tefsire örnek olarak Diyanet’in “Kur’an Yolu” iyidir. Tercüme kitaplar arasında Sabunî’nin “Safvetüt Tefasir” isimli eseri de çok güzeldir. Bu konuda Erkam Yayınlarından çıkan Ömer Çelik Beyin kitabı da muhtasardır, ama henüz kendim okumadığım için, tavsiye etmeye hayâ ederim. Sadece yazarına olan hüsnü zannımı ifade ederek bir işaretle geçeyim.

Kur’an, asla ihmale gelmez bir kitaptır. Ona karşı vazifelerimiz bizi maddî ve manevî yüceltir, büyük devlet ve medeniyetler inşasına muvaffak kılar. Onu ihmalimiz ise bizi parçalar ve ayaklar altında hor ve hakir olarak ezilmemize sebep olur. İşte bu yüzden ona karşı vazifelerimizi asla unutmayalım, ihmal etmeyelim.

Bunlar nelerdir?

Kısaca ifade edersek, ona karşı vazifelerimizin birincisi, onu tanımaktır. Yani Kuran niçin ve nasıl indirildi? Nasıl yazıldı ve nasıl okundu? Günümüze kadar bozulmadan nasıl geldi?

İkinci vazifemiz; Onu doğru okumanın ve anlamanın usul ve erkanını öğrenmektir. Çünkü önemli olan Kurân-ı Kerîmi Rabbimizin muradına uygun olarak anlamaktır.

Üçüncü vazifemiz; Peygamberimiz (sav) ve ashâb-ı kirâmı örnek alarak Kurân-ı Kerîm ve sünneti seniyyenin öğrettiği gibi yaşamaktır. Efendimiz (s.a.v.) gibi canlı bir Kuran olabilmek için çaba ve gayret göstermektir.

Hamdolsun, Kurân-ı Kerîm’in hem tefsiri, hem de tarihi, ilgili ilimleri, Tefsîr usûlü ve tarihi konularında asrısaadetten beri Arapça, Türkçe ve başka dillerde çok kıymetli eserler telif edilmiştir. Bunlar birer ilahî nimettir.

Bu nimetlerden dolayı Rabbimize dilimizle şükür, âlimlerimize de teşekkür etmeliyiz. Ama şükrün en güzeli, bunları okuyarak gereğince amel etmektir. Hayatımızın asıl gayesi budur. Asıl varken teferruatta boğulmak zarardır, ziyandır. Fakat ne yazık ki bu çağın en büyük kaybı da budur.

Öyleyse kendimize yazık etmeyelim, zira bu hayatın telafisi yoktur.

 

Tüm Yazılar