Zikir faziletli bir ibadettir

Zikir, hatırlamak, unutmamak demektir. Biri genel anlamda biri de özel anlamda olmak üzere iki çeşit zikir vardır ve ikisi de kıymetlidir.

Genel anlamda zikir, hayatın her anında Allah Teâlâ ile beraber olmak, her işi yaparken onu ve kanunlarını hatırlamak, yaptığı işi onun ölçüleri içinde yapmaya dikkat etmektir. Alırken, verirken, söylerken, evlenirken, boşanırken… hep Allah Teâlâ’nın rızasını düşünmek ve işi o rızaya nasıl erişecekse öyle yapmaktır. Hakiki ve daimi zikir de budur ve semeresini Allah dostluğu olarak muhakkak verecektir.

Özel anlamda zikir ise, kalbiyle ve diliyle Kur’an- Kerim’de ve hadis-i şeriflerde geçen güzel kelime veya cümleleri belli zamanlarda usül ve adabına uygun olarak tekrar etmektir.

Kalbini bütün dünyalıklardan arındırarak, bütün masivadan alıkoyarak Allah’a yöneltip O’nu zikreden bahtiyar kul, bunun neticesinde elbette Takva’ya ve Muhabbetullah’a erecektir. Ve elbette zikrullah’tan gafil kişi, kalbi masiva ile meşgul olduğu için, Allah’tan gafil kalacaktır…

Zikir, bütün zevkleri, vecdleri, nurları, ilhamları, yakınlıkları… ile beraber, aynı zamanda en hayırlı ve en faziletli bir ibadettir. Ayet-i Kerime “Allah’ın zikri, kuşkusuz en büyükltür”(Ankebut 45) derken, Efendimiz (s.) de şöyle buyurmaktadır: “Sizce, amellerinizin en hayırlısını, Rabbınız katında en makbülünü, altın ve gümüşlerin infakından, ölümüna savaştığınız cihad meydanlarına koşmanızdan daha hayırlısını haber vereyim mi?” “O nedir ya Resulellah?” “Zikrullah.” (Tirmizi, Da’ava’t 6 (3374); Muvatta, Kur’an 24. İ. Canan 6/517 (1753))

Aslında zikrullah, hayat yolumuzun kılavuzu, kalbimizin lambası, vicdanımızın hakimi, nefsimizin vaizidir.

Genel ve özel anlamında Allah’ı zikreden kişi, O’nun arzu ve isteklerini görmezden gelemez. O’nu üzen ve kızdıran şeylere tevessül edemez. Her işini şeriatın ölçüsüne göre yapmak mecburiyetinde olduğunu anlar.

Her işini, şeriatın çerçevesinde yaparken, şeriatın sahibini unutması mümkün mü? Bu işi niye şöyle değil de, böyle yapmaktadır? Neden şu işten kaçmaktadır da, buna yönelmektedir?

Nedeni açık; Allah öyle istiyor da ondan. Yani, yaşarken, işlerinde, uygulamalarında, muamelelerinde hep Allah’ın ölçüsü var. Yani Allah var hep aklında, fikrinde, kalbinde. İşte size mükemmel bir zikir. İşte zikr-i daim!

Allah, böyle bir kulunu sevmez mi? Bu kul bunu bilir de, mutluluktan delirmez mi?

İşte Rububiyyet ve kulluk!… İşte dünya ve saadet!… İşte eşya ve hakikatini kavrama!… İşte adalet ve insaf!… İşte ihsan ve güzellik!… İşte mükemmel insanlık ve mutlu beşeriyet!… İşte barış ve huzur!… Ve işte kelimelerdeki acziyet, ifadelerdeki fukaralık, beyandaki bizarlık!…

Bu duyguları daha derinden idrak için, gelin zikirden bahseden ayet ve hadislere tekrar bakalım, Efendimizin manevi ruhani hayatını temaşa edelim, ashabın zikrini görelim ve evliyanın ahvalini seyredelim. Edelim de aşkımızı tazeleyelim, cehdimizi derleyelim, niyetimizi yöneltelim ve kalbimizi sahibine vererek, içten ve derinden, Allah’ı zikredelim.

Bizde bu duyguları oluşturacak kitapları ne kadar tanıyoruz? Elinize bir kalem alarak bu konuda okuduğunuz ve okumak istediğiniz kitapları şöyle alt alta bir yazıp sıralayabilir misiniz?



Tüm Yazılar