Müslüman Kafir Olur mu?

İman iki dünyaya da “hayat” kazandıran bir olgudur ama maalesef her zaman göz ardı edilemeyecek bir “irtidat” gerçeği de vardır.

İrtidat, kişinin kendi özgür irade ve ifadesiyle dinden çıkmasıdır. Müslüman olduktan sonra dinden çıkılmaz diye bir kural yoktur. Bir çok insan bu gerçekten habersizdir ne yazık ki. Ne söylerse söylesin, ne eylerse eylesin, hep Müslüman kalacağını zanneder. Yanılır ama işin farkında olmadığından uyanamaz da. Allah korusun dileyen dinden çıkar ve cezasına katlanır. Bazen bilmeden de dinden çıkabilir.

Peki, hangi durumlarda bu gerçekleşir?

Akaid kitaplarımız İmanın sağlıklı ve geçerli olasının şartlarını genellikle üç maddede özetlerler:

1.İman, hayattan ümit kesildiği ölüm anında olmamalı.

2.Hiç bir iman esası inkar edilmemeli, yalanlanmamalıdır. İman bir bütündür, bölünme ve parçalanma kabul etmez.Birini inkar, tümünü inkar gibidir.

3.Dini hükümlerin, kanunların, emir ve yasakların, iman esasları gibi güzel ve faydalı olduğuna, fert ve toplumun dünya ve ahiret saadetini temin ettiğine kesin inanmalı, bunları yaşamada inat ve kibirlilik göstermemeli, bunları zamansız, yararsız, çirkin, çağdışı, gericilik ve yobazlık olarak görmemeli, ne bunlarla, ne de bunlara inanıp yaşadığı için Müslümanlarla alay etmemeli, küçük görmemeli, hafife almamalı ve gıcık kapmamalıdır.

Aksi takdirde, kendini mü’min saysa da O, Allah ve Müslümanlar katında mü’min değildir. Bu, Allah adına ahkam kesmek değil, Allah’ın ölçülerini ortaya koymaktır.

Bu açıdan bakıldığında çağın en büyük meselesi, iman meselesidir. Yani imanı koruma ve kurtarma meselesi. Bir çok insanın cehaletine kurban gittiği, kendisi farkında olmadan dinden çıkıp kafir olduğu açıktır.

Küfür ateşinin çağdaş kültür ve kavramlarla alemi cayır cayır yaktığı bir zamanda inananların bir itfaiyeci gibi İslam ile insanları kurtarmaya çabalaması, Peygamber görevini yüklenmesi demektir ve ücretleri de, ahirette onlarla beraber olmaları hasebiyle –Allah bilir ya- onlara çok yakın olacaktır.

Biz “Alimin Önderliği” kitabımızda alimlerle peygamberlerin görev ve sevap açısından birlikteliklerine dair bir fasıl açmıştık. Bugün bu konuyu yeniden gündeme getirmek, sorumluluklarını hatırlatma babında hem alimlerimiz açısından, onlara değer verme ve destekleme babında hem de halkımız açısından çok önem kazanmıştır.

Amel, imandan bir cüz, bir parça değildir. Bunun için farzları yapmamak veya haramlardan kaçmamak suretiyle büyük günahları işleyenler, yaptıklarını helal sayıp güzel görmedikçe, dinden çıkmış olmazlar.

Ne var ki İslam’ı ihlasla yaşamamak, imanı zayıflatır. Böyle bir imanın bir gün yok olmasından korkulur.Bu gibi insanlara düşen, ertelemeden, hemen tövbe ederek Allah (cc.)' a dönmektir. Şüphesiz içi yanarak O’na dönenler, karşılarında memnun olan ve kulunu bağışlamayı seven bir Rab ile karşılaşacaklardır.

Nasıl bir durum ve ortam imanın bozulmasına veya kaybolmasına sebep olabilir? Yakında Beyan / Topraktan çıkan “İnançta Kirlenme” kitabımız da bu konuyu enine boyuna işler. Bu eserleri günümüz gençliğine bir şekilde ulaştırmak ve okutmak, en büyük dine hizmetlerimizden olacaktır. Artık çağın cihadı ilimle, sanatla, kültür ve kitapla plmaktadır. Kurşun değil, kelimelerdir artık cihatta namluya sürülecek olanlar.

İman bakımından insanlar üç kısımdır: 1.Mü’min. 2.Kafir. 3.Münafık.

Mü’min, iman esaslarının tamamına iman edendir. Kafir, bunlardan birisini veya tamamını inkar edendir. Münafık ise, içinden inanmadığı halde, dışından inandığını söyleyendir. Münafıklık, küfrün en rezili ve azabı en çetin olanıdır. Ona yanmam o kadar. Beni asıl üzen, farkında olmadan dinden çıkan cahiller, bilmeden imanını kaybeden gafillerdir.

Onlar için ne yapabileceksek fırsat kaçmadan yapmalıyız değil mi?


www.cemalnar.com

Tüm Yazılar