İkramla Gelen Erdem

Sami Efendi bu asırda yaşamış bir büyük veli idi. Onun siması gibi huyu da selefin büyüklerini hatırlatırdı. Tabakat ve teracimlerdeki hilyelere kulak bakarsak, sureten de sireten olduğu gibi Hz. Ebubekir ve Beyazid-i Bestami’ye benzerdi.

Cömertliği de edebi gibi dillere destan olan bu melekmisal efendiye bir dilenci sık sık gelir, yemek parası istermiş. Sami efendi de isyeyene “yok” demesini bilmediğinden, hep verirmiş. Bir gün etrafından birisi demiş ki:

- Efendim, bu fakir sizi aldatıyor. Sizden aldığı para ile sizin bizim gitmediğimiz lüks lokantalara gidiyor ve israf sayılacak yemekleri yiyor. Bunu böyle kötü alıştırmayınız.

- Ya, demek öyle mecburiyetleri de mi var? Bilemediğimizden az para verirmişiz fukaraya! Bundan sonra daha fazla vermemiz gerekir.

Öyle de yapmış, diyenin pişman bakışları arasında daha lüks yemek parası vermeye başlamış…

Sami Efendi acaba hayatını iyi bildiği Abdullah b. Mübarek’in şu kıssasını duymuş muydu?
İlmiyle, cihadıyla, zühdüyle, takvasıyla ve cömertliğiyle meşhur Abdullah b. Mübarek bir gün çarşıda otururken bir dilenci gelip sadaka ister. Abdullah çıkarır bir gümüş sikke verir. Yanında bulunanlardan biri:
- Efendim, dilenci kısmına merhamet edilmez. Aldık¬ları parayı kebaba, helvaya verirler" der.
Bunun üzerine Cenab-ı Abdullah şöyle söyler:
- Acayip! Ben bunların yalnız kuru ekmek ve bakla yedikle¬rini sanıyordum. Kebap ve helva yediklerini bilmiyordum, diye¬rek fakiri çağırır. On tane gümüş sikke daha verir.

İslam ahlakında büyüklük, mükerremlik, yani hak ve halk katında saygınlık yemekle değil, yedirmekle kazanılır. Başkalarının haklarına el atarak haksız yemek ne kadar yerilmiş ve cezalandırılmışsa, helal yollardan kazandığını eş, dost, akraba ve ahbapla yemek, yani muhtaçlara sadaka ve yardım, ahbaba ikram ve güzellik etmek de o kadar övülmüştür.

Hatta tasavvufta erenler, manevi derecelere çok namaz kılıp oruçla tutmakla, çok zikir çekip Kur’an okumakla değil, çok hizmet ve keremle erileceğini söylemişlerdir.

Bu kerem Abdullah b. Mübarek’te o hadde varmıştı ki, hacca giderken kendisi yoldaşlarına çaktırmadan oruç tutar, kuru ekmek ve çorba ile iftar ederdi. Ama akşam yemek saatinde arkadaşlarına içi pirinçle doldurulmuş kızartılmış tavuk ikram ederdi…


www.cemalnar.com

Tüm Yazılar