Vali Ve Kot Pantolon

Ataların dediğine göre “arife tarif gerekmezmiş, adam olana işaret yetermiş.”

Adam olana sözlü uyarı bile gereksizdir. Bir surat asma, bir bakış, hatta bakmayış, bir kaş göz hareketi, bir jest ve mimik bile yeter.

Hele de insanlar içinde birisinin kusuru asla yüzüne vurularak utandırılmaz, ayıbı söylenmez ve ikaz edilmez. Değilse adam kabullenmez hatasını, egosunu savunur, hatta isyan eder. Çünkü başkalarının yanında küçük düşürülen adamın nefsi yaralanır. Acısını dindirmek için de ister istemez nefsinden yana çıkar. Sen haklı da olsan, o kendini savunur.

O yüzden nasihat veya uyarı yapmak isteyenler, bunu yalnız yerde, tenhada baş başa yapmalıdırlar, ille de gerekiyorsa.

Yoksa onların amaçları nasihat veya uyarı değil, kendi egosunu tatmin ile karşıdakini rezil ve kepaze etmektir. Çok mecbur ve muzdar durumda olanlar belki hariç, buna kimse katlanmaz.

Biz bu yüzden ciddi uyarmak istediğimiz bir öğrencimizi bile sınıfta değil, çağırdığımız tenha ve yalnız bir yerde uyarırdık. Öyle yaptığımız her defasında da uysallık ve fayda ile karşılaştık. Kabahatini anlayanın “özür beyanı” ile karşılaştık.

Bir gün okula Milli Eğitim Müdürü gelmişti. Beni de yanına alarak okulu teftişe başladı. Öğretmenler odasının kapısında okulumuzun en bilgili ve en sevgili, yaşı ve başıyla herkesin abisi konumunda olan bir öğretmenle karşılaştı. Sakalı günlük tıraş değildi. O kadar öğretmenin içinde,

- Ne bu tıraş? Niye sabah tıraş olmadın? Hasta mısın? diye bağırmasın mı?
Hocamız da hiç alttan almadı. Haysiyet ve şerefi olan hiç kimse alttan alamazdı zaten bu sersemliği.

- Hayır, hasta masta değildim, bilerek tıraş olmadan geldim.

Söz uzadı, yer daraldı, bu yüzden ben olayı uzatmayacağım. Rezil olarak müdür odasına inen Milli Eğitim Müdürü daktilo isteyerek soruşturma açacağını söyledi. Ben durumu izah ettim. Böyle olursa meydana gelecek mahzurları anlattım. Kendisini herkesin gözünde küçük düşüren müdür:

- Öyleyse bir hafta sonra geleceğim, yine öyle görsem kimseyi dinlemem, diyerek güya onurunu kurtardı. Öfkeyle gitti ve bir daha da gelmedi yakın zamanda. Basit bir hareketi koca müdürü gözümüzde bitirmişti…

İnsanlar haysiyet ve şereflerini herkesten önce kendileri korurlar ve ayıplanacakları çirkin işleri baştan yapmazlar. Bir ayıp gördüklerinde de acil bir durum yoksa hemen yüzüne vurmaz, üstünü örter ve zararı hikmetle önlerler. “Kediyi bile sıkıştırırsan, kaçacak yeri yoksa üstüne atlar”, “çok söyleme arsız edersin” gibi atalar sözünü de dikkate almak gerekir.

Bence Çorum Valisi, konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen bir mühendisi, o kadar insanın önünde, “kot pantolonlu ve top sakallı” diye azarlayarak kürsüden kovmakla yanlış yapmış, hatta ayıp etmiştir.

Belki iyi bir insandır, iyi bir yöneticidir, şahsen tanımıyorum kendisini. Ama o mühendisi orada bozmayacak, vereceği bilgilerden halkı mahrum etmeyecek, üstelik oradakilere, hatta bütün ülkeye o üzücü olayı yaşatmayacaktı. Toplantı bittikten sonra onun amirine, gerekiyorsa kendisine sessizce yapılan bir uyarı yeterdi.

Sayın vali hiç düşündü mü acaba, belki de o mühendisin eşi de oradaydı, beyini dinlemeye gelmişti. Belki oğlu, kızı da oradaydı ve babalarının başarısını görerek iftihar etmeye gelmişlerdi. Oradan kovularak inmesi, acaba onların yüreklerinde nasıl bir tahribat yaptı? Öfke ve kinle dolan yüreklerindeki yangın, gözlerinden akan kaç damla yaş ile söndü?

Hatta akşam haberleri izlerken, kendi eşi ve çocukları sayın vali hakkında kim bilir neler düşündüler? Kim bilir içleri nasıl burkuldu? Bu davranışı “bu benim babam!” diye iftiharla izlememişlerdir diye düşünüyorum.

Valiler de insandır ve başkalarına bir üstünlüğü yoktur. Bütün amirler de öyledir. Yasaların kendilerine verdiği yetkiler, görevin yerine getirilmesini teminden ibarettir, onlara özel bir üstünlük vermez. Bunu zati bir üstünlüğe hamledenler, hem yanılmışlar, hem de ayıp etmişlerdir. Gurur, kibir, kendini beğenmişlik işte buralardan kaynaklanır ve bunlar çok kötü huylardandır. İnsan vakur, izzetli, onurlu, ama bir o kadar da olgun ve mütevazı olmalıdır. Kimseyi küçük görmemeli ve aşağılamamalıdır.

Biz unutsak da bilelim ki gerçek üstünlük, soy sopla, makam mansıpla, para pul ile değil, ilim, edep ve terbiye iledir. Kur’an Hucurat Suresinde “Allah katında en keremliniz, en takvalınızdır” diyor. Bu bakımdan saygın olmak ve hürmete layık bulunmakta vali ile hizmetlisi arasında bir fark yoktur. Kişilik ve manevi yücelik açısından belki de bir çok hizmetli, valisinden daha değerli ve ulvîdir Allah katında.

Daha birkaç gün önce başbakan ne diyordu?

“Valilerimiz, soğuk, somurtkan ve katı bir devletin şehirlerimizdeki yansıması değil, tam tersine devletin şefkatini, kucaklayıcı ve kuşatıcı tavrını milletimize yansıtan gönül erleridir. Milleti, vatandaşı, halkı kendisine rakip gibi, hasım gibi gören, sadece ve sadece otorite olarak varlık gösteren, sürekli alan, sürekli toplayan bir devlet anlayışı artık çağın gerisinde kalmıştır.'”(*)

Başbakan, vali veya diğer idareciler, bu aziz millete hizmet nimetine ermiş bahtiyarlardır. Bu nimeti, haksız hukuksuz ve hikmetsiz davranışlarıyla nikmete çevirmemelidirler.

www.cemalnar.com

(*)http://www.habervaktim.com/haber/77116/erdoganin_valilerden_talebi.html

Tüm Yazılar