ALİMLERE DÜŞEN

Bizim alimlerimizden ilk istirhamımız, Allah aşkına, insanlığa acımalarıdır.

İslam gibi çok yüce bir deva ellerinde iken, insanlığın ızdırap içinde kıvrandığı hastalıklara karşı kayıtsız kalmamalarıdır. Ellerinde İslam gibi bir gıda verken, insanlığın açlıktan ölmelerine seyirci kalmamalarıdır.

Bunun için fedakar, diğergam, hasbi olmaları, karşılık gözetmeden insanlığa ışık olup yol göstermeleridir. Hastaların, çaresizlerin, ümitsizlerin, öfkelilerin, hatta onları öyle yapmaya çalışan zalimlerin yersiz, hadsiz, haksız tutumlarına aldırmamaları, Allah aşkına insanlığı Allah’tan, Allah’ın elçisinden, Allah’ın dininden, yani yaşama biçiminden, muazzam nizamından mahrum etmemeleridir.

Allah’ın rızası gibi ulvi bir amaçtan gözlerini ayırmamaları, çileyse çile, belaysa bela, zulümse zulüm, zindansa zindan, aman ha aman, usanıp da insanlığı terketmemeleri, ortalığı cinlere, şeytanlara, ifritlere, gulyabanilere bırakmamalarıdır. Cahiller istemeseler bile...

Ey alimler, şairin:

“Ey hasm-ı hakiki, seni öldürmeli evvel
Sensin bize düşmaları üstün çıkaran el”

Dediği gibi insanlığın ızdırabı cehaletten, bilgisizlikten kaynaklanmaktadır. İslam’ı bilmemekten, onun aziz, üstün, parlak, yararlı, hayırlı düsturlarını bilmemekten kaynaklanmaktadır. Onu uygulamamaktan, tam aksine onun mahkum ettiği, inkarını istediği kanunları, kendini o fitnelere, fesatlara, bozgunlara, anarşilere mahkum eden prensipleri uygulamaktan kaynaklanmaktadır.

Bunu alimlerimizden istirham ediyoruz. Ancak şunu da biliyoruz ki bu, onların temel bir görevidir. İnsanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetin en seçkinleri olarak Allah onlara yüklemiştir bu vazifeyi. Peygamberlerden sonra tebliğ ve irşat yükünü, müjdeleme ve uyarma yükümlülüğünü, onlara emanet etmiştir.

Bu vazgeçilemez, devredilemez, ertelenemez, hafife alınamaz, gevşetilemez bir yükümlülüktür onlar için; kaçınılmaz bir görevdir yani.

Hatta kusura bakmasınlar, onları üzmek için değil ama, gayrete getirmek için söylüyoruz: Bu günkü perişan halimizde biraz da onların payı vardır.

Nasıl mı?

Onlar kendilerine ait cihatları olan okuma, yazma, öğretme, tebliğ ve irşat vazifelerini tam yapıp da oturmasalardı, ilimleriyle amil iyi alimler olsalar ve üstlerine düşeni güzel yapsalardı, büyük bir İslam devlet ve medeniyetinden sonra ümmet - Allah bilir ya - böyle perişan olmayacaktı.

Geçmişte alimlerimiz şöyle demişlerdir: “Alimin bozulması idarecilerin bozulmasına, onların bozulması da halkın bozulmasına sebep olmuştur.”

Herhalde doğru bir sözdür. Bunun bir kanıtı da, halkın tanıklığıdır. Zira halk arasında şöyle bir söz vardır: “Alim azmasaydı, alem azmazdı.”

Islah, düzelme, doğrulma, yeniden yapılanma bir yerden başlayacaktır, başlamalıdır. Oradan sirayetle başkalarını da etkileyecek, alacak yanına, alemin ıslahına vesile olacaktır. Allah aşkına, buna öncülükte öncelik önce kime yakışır?

Alimler, idareciler ve halk üçgeninde önce kimden bekleme hakkımız var iyilikleri, güzellikleri?

Alimler olmayacak da kimler olacak bunlar Allah aşkına?


www.cemalnar.com

Tüm Yazılar