Kürtler Ne İstiyor?

Her şey Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “her şey daha güzel olacak” demesiyle başladı gibi. O zamana kadar da konuşuluyordu ama bu kadar üstünde ciddiyetle durulmuyordu devlet olarak.

İki bakış açısı var memlekette. Birisi, “haklarıysa verelim” anlayışıdır.

Diğeri de “hakları da olsa vermeyelim, çünkü istekleri burada kalmaz, şımarır, daha fazlasını isterler.”

Onlara göre bunun “daha fazlası” ise bölünmedir. Yani “Kürdistan” adı altında ayrı toprak ve ayrı devlet talebi.

Bu ciddi bir meseledir. Dönüp onlara soruyoruz: “Bu talep doğru mu?”

Onlar da cevap veriyorlar: “Bunun bize faydası ne?”

Peki ne istiyorsunuz?

Dediklerine bakarsanız, “Türkler için ne varsa biz de onu istiyoruz” diyorlar. “Bu muğlaktır, açın şunu” deyince de tek tek sıralıyorlar:

* Etnik milliyetçiliğe son verilsin. Kürt varlığı kabul edilsin. Anayasal vatandaşlık getirilsin. Yani herkes “Türk” değil, “Türkiyeli” tabiri kullanılsın.

* Yeni bir Anayasa yapılsın ve demokratik hak ve hürriyetler güvence altına alınsın. Demokratik kurumların güçlenmesi ve ilişkilerde demokratik aktörlerin seferber edilmesi sağlansın.

* Dilimizi istiyoruz. Resmi dil Türkçe olsun. Ama eğitim dahil bizim dilimiz de hayat sahnesinde olsun.

* 1923 yılı ölçü alınarak değiştirilen yer isimleri tekrar iade edilsin.

* Yerel yönetimler bölgeye bırakılsın.

* Kürtçe özel radyo, tv. basın yayın olsun.

* Kuzey Irak’a vize kolaylığı getirilsin.

* Geniş kapsamlı bir af çıkarılsın.

Şunu peşinen söyleyeyim, hepimizin kafası bu devletin resmi ideolojisini dayatan eğitiminden az çok etkilenmiştir. Bu sistemi iyi bilen Müslümanların zihninde bile şaşırtıcı tortuları kalmıştır malesef.

Dolayısıyla aşağıdaki yazdıklarımla ilk defa karşılaşanlar, başına balyoz inmiş gibi yerinde öfkeyle dönecek ve beni aleyhinde bunca yazı yazdığım ırkçı, sosyalist, materyalist, din düşmanı, ümmet düşmanı, hatta Kürt düşmanı PKK nın “yandaşlığı” ile bile itham edebilecekledir. Nitekim bir önceki yazımdan dolayı maillerle böyle iftira ve tehdit edenler de bunu gösteriyor.

Ama durur da bir kere daha düşünürlerse, olaylara İslam ve tarih penceresinden bakarlarsa, sanırım hak vereceklerdir.

Biz, bir Müslüman sorumluluğu ile kınansak da, doğru bildiklerimizi açık seçik anlatmaya devam edeceğiz inşallah.

Şimdi bütün fırtına ilk maddede koparılıyor. Bize göre gereksiz. Ama ülkedeki bir avuç etkin azınlık, modası çoktan geçmiş bu ilkel düşünceye “din” gibi sarılarak karşı çıkıyor maalesef.

Bunu geçelim ve ayrıca tartışalım. Bundan sonrakilere gelince, peki bunların bize ne zararı var? Kabul etsek ne olur?

Sayın Bahçeli ve Baykal gibi düşünenler bu isteklere “arkası gelir” diye olumsuz cevap veriyorlar. Onlara göre bunun arkası “bölünmek, parçalanmak”tır.

Bölünmek ve parçalanmak ne demektir, Osmanlının torunları olarak en iyi bizler biliriz. Ve de asla kabul edemeyiz. Ama acaba bu haklı istekler gerçekleşirse, korkulan olur mu?

Bence olmaz. Bilakis faydası olur. Nasreddin Hocanın “ya tutarsa” dediği gibi bir “acaba”ya, yani bir korkuya, bir vehime bir ülke kurban edilemez.

İsteklere biraz daha yakından bakalım. Ama öbür yazıda.


www.cemalnar.com

Tüm Yazılar