Dilipak’a Yapılanlar

Abdurrahman Dilipak kardeşimiz için mahkeme safhası devam ederken bir yazı yazmıştım. Şimdi o dava kesinleşti ve maalesef korkulan oldu. Düşünce ve ifade hürriyetini katleden bir dava gibi değerlendirilen bu karara, yani “Hakkımı helal etmiyorum” ifadesi yüzünden Abdurrahman Dilipak'ın tazminata mahkûm edilmesine ve evinin satılmasına her çevreden çığ gibi tepki geldi ve gelmeye devam ediyor.

Biz de burada yayınlanan yazımızı tekrar okuduk ve yazdıklarımızın ne kadar güncel gerçekler olduğunu bir kere daha gördük. Biz bu yazıyı tekrar nazara verirken, yanlış hesabın AİHM den döneceğine inanıyoruz.

“Abdurrahman Dilipak kardeşimiz bu çağda Müslümanların yüz akı bir yazarımızdır. Yıllardır kalemini ve kelamını davası adına kullanan, sözü özüne uygun bir kahramandır. “Bir mukaddes yüke” “sonunda ne rütbe, ne de mal” talebi olmadan “gönüllü hamal” olmuştur. Bir başka hemşerimiz Üstad Necip Fazıl gibi, “saf çocuğudur masum Anadolunun.”

Bu günlerde “zehirle pişmiş aştan” yediriyorlar ona yargı yoluyla “hakkını helal etmedikleri”, “ve ayrılık evden” diyorlar.

Dilipak hemşerime ben ne diyebilirim ki… Ben “veleneblüvennekum” sırrından her ne diyeceksem, o bunları fazlasıyla bilir zaten. Canıyla sınanan adama, malıyla imtihan vız gelir. Allah “kılıcını keskin eylesin kardeşim, ömrünü gün gibi bedid”…

Dünyayı dolaşan adam, anlaşılan bir kere daha gidecek Avrupa kapılarına ve AİHM den bir zaferle daha dönecek inşallah. O kesin kararlı, mücadele edecek. Ve kazanacak inşallah. Dilipakların kayıp hanesi yoktur ki… Onlar her zaman kazançlıdır. Bunu ancak Allah Teâlâ’ya ve ahirete gerçekten inananlar bilir.

Hasımlarına acıyor değilim, ama bu sefer sert kayaya çarptıklarını henüz bilmiyorlar galiba. Bilecekler elbette.

Ne olmuş? Suçu neymiş Dilipak’ın? Bu yaşanan zulümler niye?

“Efendim, halka zulmedenlere hakkını helal etmemiş.” Etmez etmez be adamlar, hak kendinin değil mi? Hakkını helal edip etmemek bir vicdan işidir. Artık oraya da mı müdahaleler başladı?

Adam haykırıyor: “Aileden kimse yok tabii. Avukatları katılıyor.. Davayı açan avukatlardan biri, davanın sonunu görmeden öldü. Bu arada o avukatın ailesi de dava açabilir, ona da hakkımı helal etmiyorum. Erkaya ailesine de.. Aslında Ergenekonculara, 28 Şubatçılara, 27 Nisan post modern e-darbesine destek verenlere de hakkımı helal etmiyorum.. Sezer’e, Demirel’e daha birçok kişiye!..”

Niye etmiyor?

Bunu anlamak lazım. Bireysel Haksızlıklar olsaydı, “et be kardeşim” diyecektik, ama değil. Abdurahman Dilipak bir dava adamıdır ve davası ile mücadele edenleri af etmiyor. Edemez ki. Bu zalimlere güç vermektir, destek vermektir bir türlü. Bunu yapamaz Dilipak. “Zalimlere meyil ve muhabbetin cehennem çarpması olduğunu” bilir elbette. “Zalim, çöl ortasında susuzluktan geberse, bir yudum su vermeyin. Yoksa zalimlere destek vermiş olursunuz” diyen Allah dostunu bilir Dilipak. Nasıl hakkını helal eder?

Hem ne diye etsin ki? Özür mü dilemişler, “bağışla bizi” mi demişler? Tövbe mi etmişler? Bunları yapsınlar, bak nasıl affeder Dilipak. Onlar kiminle mücadele ettiklerini bile bilemiyorlar. Ama bir gün elbette bilecekler. “Kella seya’lemun. Sümme kella seya’lemun.”

Bu ülkede yargı da dökülüyor birçok müessese gibi maalesef. Dilipak haykırıyor yüzlerine bunları, onlar hazzetmese de:

“İnanıyorum bir yerden, hem bu Erkaya davası, hem de 312 General davası ve Tolon davası ile ilgili de şok belgeler çıkacak.. Yargıyı nasıl etki altına aldıklarını göreceğiz..

Yani benim evimin icra davası da 28 Şubatçıların tezgâhladıkları yan bir Ergenekon davası.. Hedef seçtikleri, andıçladıkları gazetecileri işte böyle baskı altına alıp, sindirmeye çalışıyorlardı. Media içindeki tetikçileri ile yıpratma kampanyaları düzenliyorlardı..

Hep söylüyorum ya, bunların, Media, Mafia, Sermaye, Siyaset, STK’lar içinde; yargıda, birçok yerde adamları var.. Sadece Mediayı değil, yargıyı da, Bürokrasiyi de etki ve baskı altına alıyorlar. Tehdit, şantaj, iftira her şey var bu alemde.. Boşuna mı fişliyorlar adamlar! Akreditasyon uygulaması boşuna mı, Brifingler laf olsun diye mi yapıldı?”

Evet, acaip garaip hükümler kol geziyor ortalıkta. 317 ucubesi nasıl unutulur? Anayasa Mahkemelerinin verdiği özellikle son kararlar nasıl unutulur? Yargıya birifinkler ve karşılıklı alkışlar nasıl unutulur?

Abdurahman Dilipak kaç mahkemeden beraatla çıktı bilmiyorum. Şu anda kaç davadan mahkemelik, onu da bilmiyorum. Hiç şüphem yok ki AİHM’de kesinlikle kazanır. Kaybeden ve utanan yine haksızlar olur.

Fakat yakışmıyor. Üstelik ayıp oluyor. Bir adamı cezalandırırken, ailesini, çoluğunu çocuğunu, evini barkını işin içine katmak şık olmuyor. Olmuyor olmamasına da, kimilerine bu tür sözlerin bir anlamı yada yararı olmuyor.

Biz yine dönelim sevgili hemşerimize ve “müjde kardeşim, ‘inne maal usri yüsran” diyelim. “Bu da geçer ya hu!” diyelim. Allah Teâlâ’yı bilenler, en fazla musibeti kime niçin verdiğini de bilirler.

Abdurahman Dilipak kardeşimizi seviyor ve onun için dua ediyoruz. Davasını takip ediyoruz. Acısı içimizdedir. Zaferi de bizi sevince boğacaktır inşallah.

Biliyoruz, zaten onun için kayıp yoktur. Onun ve bütün Müslümanlar için asla kayıp yoktur, hep kazanç vardır elhamdulillah” (http://www.habervaktim.com/yazaroku.php?id=13694)

Tüm Yazılar