Muhalefet

Çağımızda kendilerine itaat etmenin vacip olmasını hak etmeyen hukuk tanımaz zalim idarecilere karşı "sivil itaatsızlık", "pasif direniş" ve “demokratik muhalefet” gibi kavramlar geliştirilmiştir.
Bu muhalefetin İslamî temelleri vardır.

Doğrusu bu biçimde gerçekleştirilen kamu oyu baskılarının, sosyal hayatımızda ne denli etkin olduğunu anlatmaya gerek görmüyoruz. Özellikle hukukun üstünlüğü, insan hakları, özgürlükler, halkın iradesi, milletin egemenliği, yerel ve yerinden yönetimler, demokrasi… gibi kavramların bayraklarının yükseldiği çağımızda daha bir etkinlik kazanmıştır.

Bu muhalefetin İslamî kaynaklarından sadece bir hadisi zikretmemiz bile, konuya yeterince açıklık getireceği kanaatindeyiz:
"Sizden bir kötülüğü gören, onu eliyle düzeltsin. Gücü yetmezse, diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezde, kalbiyle buğz etsin, ama bu imanın en zayıfıdır." (Müslim, İman, 78)

Evet, kötülük önlenmelidir. Ancak, her zaman bunun için gerekli olan "güç yetirme" elde olmayabilir. O takdirde olduğu kadar ya da güç oranında müdahale, yani dil veya kalp ile düzeltmeye çalışma, tavır koyma ve duyarlılık gösterme mutlaka ama mutlaka olmalıdır.
Buna göre kötülüğe muhalefet ve karşı koyma iki derecelidir:
1-Aktif Muhalefet: Ya kuvvet kullanarak elle, veya tebliğe çaba sarfederek dille yapılır.
2-Pasif Muhalefet: Kötülüğü benimsememe, surat asma, tavır koyma, pasif direnme, dinlememe gibi muhalefetini bir biçimde ifade etme. Diğer muhalefet türlerinin kaynağı da burasıdır.(Nevin A. Mustafa, İslam Diyasi Düşüncesinde Muhalefet, s. 118.)

Ebu Hanife bu görüşü sadece söylemekle kalmamış, aynı zamanda uygulamıştır da. Bunun bir çok örneğini Mevdudî, “Hilafet Ve Saltanat” adlı eserinde dile getirmiştir. Bunlardan biri de, Zeyd b. Ali’nin ayaklanmasına hem sözle teşvik ederek, hem de malî destek vererek katılmasıdır. Bilfiil katılmasını isteyen mektubu gelince İmam, Zeyd b. Ali’nin elçisine şunları söylemiştir:

“Şayet insanların O’nu yardımsız bırakmayacağını ve gerçekten O’nunla birlikte olacaklarını bilsem, O’na uyar ve birlikte O’na muhalafat edenlerle savaşırdım. Çünkü hak imam O’dur. Ama, korkarım ki atası Hz. Hüseyin gibi, O’nu da yardımsız bırakacaklar. Fakat malımla O’na yardım ediyorum ki, bununla kendisine muhalefet edene karşı güçlensin.” (Mevdudî, age. s. 375-378. Nevin, age. s. 290)

Ebu Hanife’nin, zindanlarda kırbaçlanmasının altında yatan sebep, zalim sultanın yanında olmadığını, “kadı”lığı, yani hakimliği, o zamana göre belki de adalet bakanlığını kabul etmeyerek göstermesinin ötesinde, aslında o zalimlere karşı beslediği muhalefet ve bu muhalefetin defalarca yeri geldiğinde sergilenmesidir.

İslam dünyasındaki yürürlükteki sistemler genellikle İslam’a yabancı, hatta düşman sistemlerdir. O yüzden Müslümanlar, genellikle muhalefette kalmışlardır. Öyleyse bu muhalefetin imkanlarını öğrenmek ve uygulamak durumundadırlar.
Çağımızda demokratik ülkelerdeki muhalefet anlayışı gelişirken, bizim gibi demokrasiyi bile hazmedememiş örtülü dikta yönetimlerde muhalefet çok komik bir durumdadır.

Şu anda mecliste var olan muhalefet, kendi çıkarını düşünerek “oyumu artırayım” derken ülkeye ve millete kötülük, hatta düşmanlık yaptığının bilmem ki farkında mıdır?

Değilse, bu diktadan kurtulmak için sivil bir anayasa yapımında iktidara yardımcı olmak durumundadır.

Hatta mecburiyetinde…


www.cemalnar.com

Tüm Yazılar