Acınası Haller

Sayın İlker Başbuğ birkaç kez tekrarladı ya “ordu demokrasiye saygılıdır” diye, (pardon, saygılı mı demişti, yoksa bağlı mı demişti, şimdi tam hatırlayamadım) bunu fırsat bilerek birçok insan başından geçenleri anlatmaya başladı. Hatta kimileri kitap bile yazdı. İskender Pala üstadımızınki farklı bir olay elbette.


Ne oldu sonunda?


Bir cevap mı geldi?


Bir şeyler mi değişti?


Bana sorarsanız şimdilik o cephede yeni bir şey yok.


Varsa da ben görememişim demektir. Ama bu tür yazılardan memnunum. Bir faydası olmuyor değil. Nasreddin Hoca fıkralarından usananlara, Temel’den bıkanlara, İncili Çavuştan doyanlara yeni heyecanlar kazandırıyorlar. İnsanları güldürmek ve eğlendirmek az hizmet mi?


Bu gidişle “askerlik fıkraları” da meşhur olduğu gibi “ordu fıkraları” da meşhur olacak ve güldürü edebiyatımızı oldukça zenginleştireecektir.


Belki kimileri de kalkar, ordu evinin önünde içerideki oğlunun düğününe alınmadığından dolayı yağmur altında ıslanan başörtülü anaları yazarak, ya da asker oğlunun yemin törenine alınmayan anaları yazarak, “güldürü değil, öldürü edebiyatımıza katkı sağlayacaktır” diyebilir. Tek tip düşünceler devrini tamamladı. Farklı düşüncelere saygı da gelişiyor artık memlekette yavaş yavaş.


Varsın yazsınlar. Tel örgülerin dışında az da olsa demokrasi var. Onun vazgeçilmez esaslarından olan düşünce ve ifade özgürlüğü var az çok.


Biz keyfimiz kaçmasın diye ikincisinden uzak durarak, ilkinden iki örnek verelim. Çağdaş Nasreddin Hocalarımızdan sayılmaya namzet Sayın Ahmet Hakan’dan alıntıladık önce. Mübarek cesaret göstermiş ve Genel Kurmay Başkanı’na hitap buyurmuş:


“Bir maruzatım var İlker Başbuğ Paşa.


7 yıl önce Meclis’e gitmiştim.


Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, “Gel seninle bir öğle yemeği yiyelim” diyerek beni “TBMM Tören ve Muhafız Tabur Gazinosu”na götürmüştü.


Hiç unutmuyorum: Kapıdaki görevli asker bizi durdurmuş ve “Giremezsiniz” demişti.


Bakan “Neden?” diye sorunca da, görevli asker beni göstererek “Beyefendi sakallı... Sakallıları içeri almıyoruz” demişti.


Sonuçta kös kös dönmüştük kapıdan.


Geçen gün Hürriyet’in Ankara Temsilci Yardımcısı Uğur Ergan, başından geçen bir olayı anlattı:


“10 yaşındaki oğlum, sınıf arkadaşının doğum günü partisine katılmak için Meclis’teki Tören ve Muhafız Taburu Gazinosu’ndaydı. Onu almak için gazinoya gittim... Kapıdaki asker ‘içeri giremezsin’ dedi. ‘Neden?’ diye sordum. ‘Top sakalınız var, top sakallılar içeri giremez’ dedi. Oğlum içeriden görevli bir asker eşliğinde getirildi. Aynı gün şortla gelen bir baba da içeri alınmamış.”


Orgeneral İlker Başbuğ’a sesleniyorum:


Belki “kural” diyeceksiniz, belki “kaide” diyeceksiniz.

Ama bu tür kural ve kaideler bana çok saçma geliyor.

“Sakalın var, giremezsin” ya da “top sakalın var, giremezsin” türü yaklaşımları gülünç buluyorum.


Sizin de bu tür komik kural ve kaidelere saplanıp kalabileceğinize ihtimal vermiyorum.


Belki haberdar değilsinizdir diye anlattım.


Eğer siz de rahatsız olduysanız, şu işe bir el atın lütfen.


Yok, bir rahatsızlık duymadıysanız, canınız sağ olsun, oraya da gitmeyiveririz.”


Bizim gibi Anadolu’nun ücra bir yerinde yaşayanlar için ordu evlerine gidememek gam değildir. Ama büyük şehirlerde yaşayıp da, üstelik büyük bir gazeteci ve koca bir bakan olup da içerideki nimetlerden faydalanamadan kapılardan çevrilmek, hele de İsrail’li misafir askerler içeride cirit atarken, zor olsa gerek.


Acıdım adamlara!


Sadece o adamlara mı? Ben Ahmet Hakan gibi cesur olamadığım için, gerisini yazmayayım, neme lazım. “Dinleyen söyleyenden arif gerekmiş. Anlayıverin sizde canım.



www.cemalnar.com

www.ilimistan.com

Tüm Yazılar