“Ben Türküm” 1

Bu başlığı okuyunca biliyorum ki tepkiler çok çeşitli olacaktır.

Bir kısmı, “ne mutlu sana!” diyecektir.

Bir kısmı “ne yani çok mu önemli” diyecektir.

Bir kısmı “ben de Kürdüm, var mı diyeceğin?” diyecektir.

“Canın cehennem” diyenler bile çıkacaktır belki de. Daha neler neler…

Ama sanırım bir kısmı da “Nerden mi icap etti bu başlık?” diyecektir.

Sağolsun bazı Türk kardeşlerimden!

Burada ne zaman Kürt Meselesi ve çözüm yolundan bahsetsem, bazı Türk kardeşlerimden “PKK destekçisi bir Kürtçü” yaftasıyla karşılaşıyorum. Diyarbakır’da okumam ve oralardan zaman zaman bahsetmem de bazılarını böyle düşünmeye itebilir belki.

Şunu da ifade edeyim, bu yazılara olumlu tepki verenler, olumsuz düşünenlerden kat be kat fazladır. Ama onların genellikle sesleri çıkmıyor. Bu arada bu tür yazılarıma hak vererek özel mail atanlar ve yaşadıklarını anlatanlar, fikirlerini ve endişelerini yazanlar da var. Teşekkürlerimi sunarım toptan buradan onlara.

Bu başlığı attıktan sonra soruyorum, evet, ben bir Türküm ama Kürt olsam ne değişecekti?

Evet, Kürt, Arap, Fars, Afgan veya başka bir ırktan olsam, kendimi aşağılayacak, kötü mü hissedecektim? Yoksa intihar mı edecektim?

Sahi Türk olmasaydım ne değişecekti?

Hiç!..

Elim, ayağım, kafam gözüm aynı olacaktı. Kalbim de öyle.

Bu topraklarda kim gerçekten Türk, Kürt, Arap, Çerkez vs. bunu tam olarak bilmek mümkün mü?

Tartışma götürür herhalde. Bence değil.

Ben Türküm, çünkü Türkçe konuşan bir köyde dünyaya geldim. Bütün belgem bu. Merak edip araştırmadım, arşivleri karıştırmadım, “öyle olsun” dedim geçtim.

Bir zamanlar çocuktum, “okumaya” gittim, hocam bana ve arkadaşlarıma “İbrahim Milletinden” olduğumuzu öğretti. Sonra cumhuriyet okullarında “Türk Milletinden” olduğum söylendi.

Herhalde ilk kafa karışıklığı böyle başladı. Evde, sokakta başkaydık, okulda daha başka. Evin değerleri okulda, okulun değerleri evde inkar edilerek aşağılanıyordu.

İkili, yani riyakar ve münafıkça bir hayata böyle başladık ve alıştık gitti. Doğrular görece ve çiftti, birinde sıkışırsak, diğerine geçiveriyorduk. Sonuna kadar dayana ve direnme ruhu çocukken öldürülüyordu böylece. Baskı ve zulüm, yağcılık, dalkavukluk, nabza göre şerbet verme marifetini (!) geliştiriyordu.

Bir ara eğitimin verdiği gazla “Türklük gurur ve şuuru” da taşıdım. Ama ne manaya geldiğini anlamadım. Anlatanları da saçma buldum sonraları. Bana “Ben’i Adem, yani Hz. Adem’in evladı” olmak yetti şükür.

Buna itiraz edecekler ve bundan ötürü beni aşağılayanlar elbette olacaktır. Ben de onlara soracağım, “hangi ırktan olacaksın? diye sana, bana danıştılar mı?”

Merak ediyorum, ne cevap verecekti acaba?

Sadece bu kadar da değil, köyümü de ben seçmedim. Dünyaya 1955 yılında gelmeyi de ben seçmedim. Ana babamı da, ailemi ve sülalemi de ben seçmedim. Kaportamı bile kendim seçmedim.

Yanlış anlaşılmasın, bunlardan ötürü şikayetçi falan değilim. Ama ufak tefek isteklerim olabilirdi belki. Mesela boyumdan memnunum, ama kilomdan değil. Başıma her zaman bela olmuştur.

Mesela babam köyde bir memur olacağına, ülke çapında bir sanayici olsa daha mı iyi olurdu acaba? Bilemiyorum. Belki de o zaman böyle bir hoca olamazdım. Büyük bir ihtimalle baba parasıyla hovardalık yapan bir namussuz olurdum. Aman aman, Allah korumuş da olmamışım…

Şaka mı ciddi mi bunlar?

Çok komik değil mi?

(Devam edecek)


www.cemalnar.com

www.ilimistan.com

Tüm Yazılar