“İt Ürür Kervan Yürür”

Buca Eğitim Fakültesinde Sınıf Öğretmenliği Bölümü 3. sınıf öğrencisi Tuba Dişiçürük'ün yaşadığı skandal, eğitimde başörtüsü sorununu artık çözüm için geri dönülmez bir noktaya getirdi.

Artık bundan sonra bu sorun çözülmezse, kendim dahil ilgili herkese “yazıklar olsun” diyecek ve beddua edeceğim. Kızlarımızın bu kadar sabır ve nezaketini görmezden gelen bütün siyasilere, yöneticilere, öğretim elemanlarına ve hasılı bütün ilgilere kalbî kırgınlık, hatta nefretlerimi bildireceğim.

Göz göre göre bu kadar da zulüm olmaz yahu!

Tamam, gücünüz var, kuvvetiniz var, insanları ezebiliyorsunuz, düşünce ve inançları yok sayabiliyorsunuz, peki hiç mi tarihten ders ve ibret almıyorsunuz? Köşeye sıkışan kedi ne yapar, bilmiyor musunuz?

Peşin söyleyelim, bu ifadeler asla bir tehdit değil, halkı kışkırtma değil, hele yalvarma hiç değil, bilakis insafa davettir.

İçinize siniyor mu özgür bir insana, ilim peşinde koşan bir üniversite öğrencisine, bir genç bayana, sırf başı örtülü diye “it” denilmesi?

İnsan olanın içine sinemez bu...

Dilini bilsem ite sorardım, “senin içine sindi mi” diye?

Olayı kısaca hatırlayalım mı?


Tuba Dişiçürük isimli bir kızımız, başörtüsü takamadığı için şapkalı olarak sınıfına girer. Koca bünyesiyle maddi olarak o sınıfta vardır. Arkadaşları da görür onu. Hatta muhtemeldir ki bir hayli de gülmüşlerdir şapkalı olarak sınıfa girdiğine.

Derken hocası da girer sınıfa. Yoklamayı yaparken şapkalı kızı görür. Görür görmesine ama, yine de yok yazar.

Peki, buna ne demeli?

Var olan bir öğrenci, nasıl bir anda yok olabilir? Sınıfta var olan bir öğrenciyi varlığı devam ederken yok yazmak, gerçek dışı bir durum, bir yalan, bir sahtekarlık, bir idareyi yanıltma, bir hak gaspı değil midir?

Koca bir sınıfın önünde bir hoca kendisini böyle hileci, yalancı, zalim, despot, nezaketsiz bir duruma nasıl düşürebilir? Aklım almıyor doğrusu…

Dersini verip gitmesi gereken hoca, öğrencinin şapkasına takar kafayı.

Niye takar? Kendine ne? Var mı dersine bir zararı? Ne ilgilendirir ki kendisini? Orası ilkokul mu? Acaba arada bir mendil ve tırnak yoklaması da yapılıyor mu?

Öğrencisi hakkını savunur ve şapka takmasının yasak olmadığını söyler. Bundan sonrasını mağdureden dinleyelim:

"Hoca bağırmaya başladı. 'Pes etmemi istiyorsun, etmeyeceğim. Sizin gibi alçak ve şerefsizlerden mi dini öğreneceğiz? İt.

Sonra da derste olmama rağmen 'Seni yok sayıyorum' diyerek yok yazdı. Ben de o an tutanak tuttum, şahit olan arkadaşlar vardı. Bunun cezasız kalmasını istemediğim için hoca hakkında hakaret davası açıyorum. Suç duyurusunda bulunacağız."

Bu bir iddiadır. Olay yargıya taşınacak muhakkak. Biz yine de ihtiyatlı konuşalım. Eğer anlatılanlar doğru ise, bu nasıl hocalıktır?

Bu nasıl eğitimciliktir?

Bu nasıl öğrencilerine örnek olmaktır?

Bu nasıl bir karakterdir?

Bu nasıl bir kişiliktir?

Böyle adamların özgürlük yuvası üniversitelerde ne işleri olabilir?

Tekrar ediyorum, eğer anlatılanlar doğru ise, bu olay hem eğitim kadroları, de hem de üniversiteler açısından yüz kızartıcı, yüzü kara edici ve utanç verici bir durumdur. Aynı zamanda ülkemizin seviyesi de gösterir ne yazık ki. Bu çirkinliği kimse kabullenmemeli, kimse sineye çekmemeli bu densizliği.

Nitekim yaşanan rezalete tahammül edemeyen dekanlık, derse şapkayla giren öğrencisini yok yazan, hakaretlerle sınıftan atan öğretim görevlisi hakkında inceleme başlatmış.


Olay bu kadar da değil iddialara göre. Tuba Dişiçürük, gecen yıl da o hocanın sürekli kendisini dersten attığını söylemiş. Bu nedenle dersten devamsızlıktan kaldığını belirten Dişiçürük, derslere şapkalı girmeye çalıştığını söylüyor.

Oysa şu gerçekleri bilmeyenimiz kalmadı artık, eğitim alma hakkı en temel insan haklarındandır. Bu hak hiç kimse tarafında engellenemez. Hiçbir kimsenin böyle bir yetkisi yoktur.

Öğretim görevlisinin işi, ilmini öğretmektir. Bunu yaparken öğrencilerin dini, inancı veya ideolojisi onu hiç ilgilendirmez. Zaten bu açıdan bir insanı aşağılamak ve haklarını engellemeye çakışmak, hem suç, hem ayıp, hem zulüm, hem de bir çeşit ruhi hastalık ve kişilik bozukluğudur.


Yasalar çerçevesinde hiçbir öğretim üyesinin, dekan veya rektörün bir öğrenciyi sınıftan atma yetkisinin olmadığı defalarca yazıldı, çizildi, söylendi. Buna rağmen bu durumlar hala yaşanmaya devam ediyorsa, üniversite hocaları bakımından ortada çok vahim bir durum var demektir.

Acaba bu kadar haksızlık, zulüm, ayıp ve ahlaksızlığın altında ne yatmaktadır?

Biz buna “cehalet ve din düşmanlığı hastalığı” diyoruz. Acaba daha başka bir teşhis de konulabilir mi? Ona da uzmanları karar versin, ne diyelim!

Hoca talebesine “it” demiş.

Bu nasıl bir hocalıktır, bu ne biçim eğitimciliktir?

Böyle adamların üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalışması, bütün hocaların saygınlığına darbe vurur.

Bu hakarete maruz kalan da çok üzülmüş ve davacı olmuş haliyle. Bundan sonrasını yargı halletsin.

Ben artık yönümü etkilive yetkililere çeviriyor ve diyorum ki, bir zamanlar meclis ve devlet dairelerinde kadınlara pantolon giyme yasağı vardı. Mecliste gündeme gelir gelmez bir haftada bu yasak kalktı.

Elinsaf yahu, başörtüsü yasağı neden bu kadar uzun sürdü? Halledin artık şunu da, biz de gönül rahatlığı ile “İt ürür kervan yürür” diyerek atalarımızı haklı çıkaralım.

Var mı araya gitmiş atasözümüz?

İşte size bir başka atasözü: “Ahmak çabalar, iş olacağına varır.”

Evet, iş olacağına mutlaka varır. Zalimlerin yüzü her zaman kara olur.

Tüm Yazılar