İmam Hatipli Başbakana Selam Olsun

Onu Allah için seviyoruz. Yaptıkları, yapmak isteyip de yapamadıkları yüzünden teşekkür ediyoruz. Allah esirgesin, korusun onu kem gözlerden, kör kütüklerden, tüm kötülerden.

Kimileri bu sözlerimi yağcılık zannedebilir. “Ne yaptı ki?” diyebilir. Önemli değil. Atalar “bekara avrat boşaması kolaydır” demişler. Devleti, düzeni, bu zalim sistemi tanımayanlar, siyasi rekabet ile duygusal davrananlar, varsın ne söylerlerse söylesinler. Gerçekten önemli değil.

Başbakanı tanımam. Bir iki kerenin dışında yakından örüşüp konuşmuşluğum yoktur. Ona bundan sonra bir işim de düşmez herhalde. Kendi köşesinde okuyan, yazan ve dinimi anlatmaya çalışan bir insanım. Ne başbakandan, ne de bir Allah Teâlâ’nın kulundan maddî bir beklentim yoktur. Hele bu sistemin ricaline hiç minnet eylemem.

Bu sevgi ve bu dua tamamen Allah içindir. Benim bildiğim budur; bu din Allah için sevmek, Allah için buğzetmektir, o kadar.

Ben de bir İmam Hatip Lisesi mezunuyum. Bu yüzden İmam Hatip lisesi mezun olmayı hayatı boyunca büyük bir gurur vesilesi olarak yüreğinde taşıdığını söyleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı, "Son nefesimi verene kadar İmam Hatipli olmanın gururunu onurunu şerefini üzerimde taşımaya devam edeceğim"(*) dediği için muhabbetle kucaklıyorum.

Bunun ne manaya geldiğini biz biliriz. Bunun nasıl bir sevgi oluşturmaya yeteceğini tam olarak ancak İmam Hatipliler bilir. Devlet tarafından ömrü boyunca üvey evlat, istenmeyen uşak kabul edilen ve horlananlar bilir. En son 28 Şubatı yaşayanlar bilir. Boş sınıflar içinde oturup ağlayanlar bilir. Okullar kapanmasın diye dağ bayır ülkeyi dolaşarak öğrenci toplayan, ama iki ay geçmeden “burada istikbal yokmuş, biz niye geldik?” sözüyle vurulanlar bilir. Canı ciğeri sökülür gibi okullardan öğrencileri alınanlar bilir…

Yağcılıkmış…

Ne bilirsiniz siz, hacı Veyiszade gibi alim ve velilerin bir İmam Hatip Lisesi genci yetiştirmek için çabalamalarını? “Bir gül için bin dikene katlanmayı, bir mümin yetişsin diye bin münafığın kahrını çekmeyi” bilmeyenler, ülkeyi hep böyle sananlar, hazıra konan mirasyediler, elbette bu duyguları anlayamazlar…

ÖNDER'in Beyoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde düzenlediği 6. İmam Hatipliler Kurultayı açılışına katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İmam hatiplilerin çektiği zorluklara ve gördüğü baskılara değinmiş ve öğrencilerin okurken de okuldan sonra da aşağılanıp, hor görüldüğünü söylemiş. Hocaların bile aşağıladığını aktaran Erdoğan, "Öyle hocalarımız çıktı ki içeride dışarıda bize 'cenaze yıkayıcısı' dediler. İmam hatiplileri böyle tanımlamaya çalıştılar. 'Zenci' dediler, 'doktor olamazsınız' dediler, "Muhtar bile olmazsınız" dediler. Allah'a şükür bugün gelinen nokta ortada. Biz imam hatip sıralarında kardeşiliği, paylaşmayı gördük. Bugün de aynı şeyi, paylaşma, kardeşlik ve hak diyoruz. Size de, milletimize de mahcup olmadık, mahcup olmayacağız" diye konuşmuş.

Hacu Veyiszade bunları görse ve duysaydı kim bilir ne kadar sevinç gözyaşları dökerdi! Bunun ne demek olduğunu gelin siz Kahramanmaraş’ta Hacı Kalay Amcaya sorun, ağlamaktan anlatabilirse anlatsın size…

Eğer bugün başımızda şu hakikatleri bilen birisi varsa, bunun için şükretmeliyiz Allah Teâlâ’ya. Yoksa, kıymeti bilinmeyen, şükrü eda edilmeyen nimetin zevalinden korkulur:

“İmam hatip çevrelerinin büyümesinin birilerini rahatsız etmesinin sebebi de budur. 'Meslek lisesi öğrencileri üniversite okumasın' dediler. 'Hukuk fakültelerine gitmesinler' dediler. Meslek lisesi mezunları kamuda görev almasın idareci olmasın, kaymakam, vali, milletvekili, bakan başbakan olmasın istediler. Çünkü kapıcının çocuğunun okumasından rahatsız oluyorlar. Onun için 'bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam' dediler bu milletin evlatlarına, Erzurum, Sivas'ın köylüsünün çocuğu gelip başımıza kaymakam olmasın, Bingöl'ün çocuğu gelip başımıza vali olmasın dediler. Milletin emanetine sahip çıkacak büyük bir hassasiyetle kollayacak Anadolu çocuklarının yetişmesini hiçbir zaman hazmetmediler."

Evet, bunları kemalci sistemin Başbakanı konuşuyor. Kaç defa ölümden, suikastten dönen bir adam konuşuyor. Bunu görmemek hangi duyguların eseridir acaba?

Bu dediklerim, “bundan daha büyük nimet olmaz” anlamına değildir. Başka partilere oy vermeler, başka liderler peşinden gitmeler de derdim değil. Ne siyaset, ne de başka bir dünyalık değil maksadım. Demek istediğim, bir nimet varsa, şükredilmesidir. Kendi yavrularını yiyen kedi durumuna düşmemektir.

Haberde deniliyor ki, “hediye töreninin ardından binadan ayrılan Erdoğan, çıkışta kendisine sevgi gösterisinde bulunan İmam Hatip Lisesi öğrencilerini aracından inerek selamladı.”

Ben Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu duygularında samimi olduğuna şahidim. Daha partisini bile kurmadan şehrimize geliğinde eğitimcilerle buluştuğu bir toplantıda şöyle demişti: “Çocuklarımızı İmam Hatip Lisesi ne vermeye devam edceğiz. Bize önce bilgili ve terbiyeli adam lazım.

Biz bir zamanlar saatlerce ayakta tören halinde Başbakan veya Cumhurbaşkanı bekledik, ama adam dönüp selamlamadı, bakmadı bile. Eğer Başbakan Recep Tayyip Erdoğan aracından inerek selamladı ise, bu da bir kibarlıktır ve teşekkür gerekir değil mi?

Allah onu, dava arkadaşlarını, derken bütün müslümanları hidayet ve istikametinden ayırmasın.

Tüm Yazılar