Benzer Şeyleri Söylüyor Olmasınlar?

Bir önceki yazımızı şöyle bitirmiştik: “Şimdi gelelim can yakan isteklere.

Nedir bunlar?

İki dil. İki bayrak. Demokratik özerklik.

Fakat yazı uzun kaçacak. Gerisini öbür yazıya bırakalım mı?”

Evet, gelelim bu sorulara düşündüğümüz cevaplara.

Dile gelince, resmi dil Türkçedir. Bunu herkes kabul ediyor, bunda sorun yok.

Gerisi teferruattır, halledilir. Okullarda seçmeli derslerden biri Kürtçe olsa ne mahzuru var? Hatta bazı dersler, mesela Kürt Edebiyatından örnek metinler isteyenlere Kürtçe işlense ne olur? Bir şey olmaz. Resmi dilin Türkçe olmasıyla çelişmez bunlar. Biraz hoşgörü, biraz esneklik, biraz empati yeter bu sorunu çözmeye.

Hiç Türkçe okumadan okul bitirmek kimin isteği olabilir ki? Hangi Kürt kardeşim “resmi dil Türkçedir” dedikten sonra bunda ısrar eder? Böyle birisi üniversitede ne yapar? Ya görev aldığında Türklerle nasıl iletişim kurar? Pratiği yok bu isteğin. Bir fantezidir, yürümez zaten. Yeter ki rahat ve sakin konuşalım, çözülür bunlar.

Bayrak da tektir. Ama onun ötesinde bir sürü flamalar olabilir. Yani Diyarbakır belediyesinin de tıpkı Kızılay’ınki gibi bir bayrağı, yani flaması olabilir. Zaten vardır da. Biz bu gibi bazı basit şeyleri neden büyütür de sorun ederiz bilmem ki?

Gördüğüm kadarıyla batıda yaşayan halk bu isteklerden biraz paniklemiş durumda. Bence buna gerek yok. Pazarlık için oturur konuşulur. Hangi mal, satıcısının dediği fiyata alınmıştır ki? Biz de oturup konuşacağız. Akl-ı selim galip gelecektir. Zira atalar “akıl için yol birdir” demişlerdir. İnsanlar konuşa konuşa anlaşırlar. Hayvanlar bile koklaşa koklaşa da olsa anlaşırlarken, insan olanlar hala kavga ve terörle neyi çözerler? Dahilde kan akıtmanın anlamı olamaz.

Sonra bakalım bunu bütün Kürtler istiyor mu? BDP ne istiyorsa, bütün Kürtler arkasında mı yani?

Değil!

Ak Partiye giden Kürt oylar BDP’ye gidenden daha çok. Bu bir.

İkincisi, bu demokratik özerklik ile Ak Partinin veya başkalarının dediği “yerinden yönetim” veya “yerel yönetim” arasında ne kadar fark var acaba? Bunu tesbit ettik mi?

Ak Parti eskiden bu konuyu çok konuşurdu. Bunun kanununu da çıkarttı idi ama A. Necdet Sezer’in muhalefetine takılmıştı. Bu günlerde unuttuğu bu dosyalarını indirsin bir tozlu raflardan, bakılsın bakalım malum dertlere aynı çözümler midir, ya da yakın mıdır?

Hele bunları bir görelim, üstünde şöyle yeniden bir konuşalım. Evet, bakalım, görelim bir. Belki de aynı veya benzer şeyleri istiyorlardır. Bakarsınız bunlarda memlekete bir zarar yoktur ve anlaşılır.

Biz de öyle diyoruz, her şey Ankara’dan bitmesin elbette. Yerel yönetimler güçlendirilsin. Vali ve belediye başkanını bir elde toplamak ve bunu seçimle getirip götürmek ne getirir, ne götürür, tartışalım yani. Ne zararı var tartışmanın?

Sonuçta seçim var, sandık var. İstenmeyen gider, hizmet eden gelir. Halk menfaatini bilmez değil ya! Esas bunu söyleyenlerdir memlekete en büyük kötülüğü yapanlar.

Benim herkesten öncelikli istirhamım şudur; sakin olalım, öfkeye kapılmayalım, aklımızı kullanalım, rahat ve sakin ve serince bir konuşalım. Arzu ve isteklerimiz varsa, bunları hukuk içinde kalarak, cebir ve şiddete gitmeden gerekirse yavaş yavaş, tedricen, yani aşamalı olarak gerçekleştirmeye kalkalım. Değişim, gelişim böyle olur herhalde.

Ne yani, bazılarının her dediği olmadı diye memleketi ateşe verip yakacaklar mı dersiniz?

Bizde akıl ve iz’an var da onlarda yok mu?

“Yok” demek Hz. Âdem’e ve çocuklarına hakarettir ve ayıptır. Kimse bu ayıbı yapmamalı.

Herkesin anladığı bir dil vardır, onu öğrenmeli ve konuşmalıyız. Sorun böyle çözülür.

Tüm Yazılar