Eleştirel okumalar

Elbette “bizim” yazarlarımız olmalı. Elbette bir inancımız var ve onu okumalarla beslemeliyiz. Ama bunu yaparken bile, farklı yazarları yok sayamayız, sözlerini, iddialarını görmezlikten gelemeyiz. Kendimize ve inancımıza güven bunu gerektirir herhalde.

Bizim dışımızda da bir dünya var. Fikir ırmakları var. Düşünenler ve güzel sözler söyleyenler var. Onlardan neden yararlanmayalım ki? Biz “Lokman” gibi “Hekîm” olursak, onun edebi edepsizlerden öğrendiği gibi, yanlışlardan bile doğruları çıkartabiliriz. Bunu derken zihnimizi “çöplüğe” çevirelim demiyorum elbette. Evrensel değerlerden de yararlanalım diyorum kısaca.

Okumalarımız bizi, çevremizi, ülkemizi, dünyamızı geliştirmemize bir katkı sağlamıyorsa neye yarar?

“Aklın ve ruhun gıdasını iyi seçmek”ten bahseden ve “Okunanlar, zihni “iğfal” etmemelidir” diyen Turan Karataş, eleştirel okumalar adına şunları yazar: “Eline geçen her şeyi okuyanlar, bunları yorumlama, hazmetme, moda ifade ile içselleştirme gereği duymayanlar, okuduklarını kendilerinde temsil etmeyenler boşuna okuyorlar demektir. Böyleleri, kendi düşüncelerine güven duymaz, ehemmiyet de vermezler.

Okumayı “hastalık” hâline getirmek, böyle bir derekeye vardırmak tehlikelidir. Çünkü böyle bir derde düşenler, bilgilenmek, öğrenmek, incelemek, düşünmek, keyif almak hatta eğlenmek için bile okumazlar; Cemil Meriç’in deyişiyle ‘okumak’ için okurlar. Yasak savmak kabilinden okurlar. Her çıkan matbuata saldırırlar. Şunu da okudum, bunu da okudum demek için. Hatta bunların öyleleri vardır ki, baştan sona bir kitabı bitirdikleri nadirdir. Bazen bir eserin başını, kimi zaman sonunu, ya da ortasından bir yerini okurlar. Böyleleri için, Proust, haklı olarak “Ne sanat heyecanı ararlar, ne zekâlarını geliştirme emelindedirler. Okuduklarını reddetmek veya tartışmak ihtiyacını duymazlar.” der.”

Yine yazarımız ayne yerde şunları vurgular: “Bir tehlikeli okuma biçimi de, bir tek düşünüşe inanan insanların hep aynı kanaatte ve aynı konuda yazılanları okumalarıdır. “Böyle insanlarda tenkit hassası artık tamamıyla kötürümdür. Okudukları eser bir dua kitabı hâline gelmiştir.” diyen Peyami Safa, haksız değildir.

Tek yönde, tek görüşe bağlı kalarak okumanın cahilleşmek için harcanan hazin bir çaba olduğunu belirten Tarık Buğra, karşı anlayışlara ve düşünce tarzlarına pencerelerini sımsıkı kapatan, alternatifleri bilmeyen, ‘okuma oburu’ insanların Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında yaşayan zavallıdan farkı olmadığını söyler. Ona göre, “İkisi de ancak bir tek şeye inanır, ikisi de kabilenin sihirbazına göre yaşar ve savaşır.”

Hülâsa, okuduğunu tahlil ve terkip ederek yorumlama lüzumu hissetmeyen, daha önce okuduklarıyla karşılaştırma cehdini kendisinde bulamayan okur, zekâsını köreltebilir. Bir handikapa yakalanıp amansız bir anaforda döner durur.”

Neyi okuyacağını bilmek kadar nasıl okunacağını bilmek de bir ilimdir.


Tüm Yazılar