Hani Şımarmayacaktınız?

Fırtına gibi esen bir seri yazının çok önemli bir aşamasına gelmişken acil gündem gereği iki konuyla bir nefeslenelim. Biri kıyak emeklilik yasası, diğeri de Merhum Adnan Menderes’in vefatı.

Başlığa bakarak “şımarmadık” diyorsanız sorarız, bu mudur “adalet”, böyle mi “kalkınacağız”?

Daha şike yasasının mürekkebi kurumadan yine şok edici ikinci bir yasa çıktı Meclisten az da olsa yine ittifakla. Emekli milletvekillerinin maaşına % 100 zam yapılmış. Böylece ikinci dönem milletvekilleri 12 bin emekli, 7 bin de fiili çalışmadan ötürü 19 bin tl. emekli maaşı alıyormuş. Yetmezmiş ama neyse. Rakamlarda yanlışlık yapabilirim, bu kadar parayı bir arada görememe bağışlayınız.

Neden yetmezmiş?

“Efendim, misafirleri geliyormuş, yemek yediriyorlarmış, yol parası veriyorlarmış, düğüne gidiyorlarmış falan filan, seçim masrafı oluyormuş vs…”

Çok ayıp!

Misafirlerine yedirdiklerinin hesabını da hesabımıza yazıyorlar öyle mi?

Kaç kişinin yol parasını verdiler acaba?

Vermesinler kardeşim, milletvekilliği Ankara’da misafir ağırlamak mıdır?

Yasama yerine misafir ağırlama…

Yazıklar olsun ki 12 Eylülden beri değişmeyen i partiler ve seçim kanunu bunu gerektiriyor. “Ben işime bakarım” diyen milletvekili seçemiyoruz ki? “Ben liderimin ve partimin emir kuluyum” diyenleri seçmek zorunda kalıyoruz. Onlar da yasama yerine liderlerinin ağzına bakıyorlar. Parmak kaldır, parmak indir, o kadar.

Bir milletvekili ile sohbet ediyoruz. Diyor ki “Milletvekili olup da Meclis’e girene kadar kendimi özgür sanıyordum. Girince anladım ki nerde!..”

Sahi liderler de hep zenginlerden milletvekilleri seçiyorlardı, ne oldu da paraya ihtiyaçları hasıl oldu birden bire? Şimdi de kalkmış “para yetmiyor, ihtiyacımız var” diyorlar. Anlamadık gitti.

Aybaşını getiremeyen emekliye % 3 verirken onların ihtiyacı yok mudur? Misafirleri, düğünleri yok mudur emeklilerin, asgari ücretlilerin? Onlara bin üçyüz, milletvekillerine ondokuzbin üçyüz öyle mi? Bu mudur “adalet”? Böyle mi “kalkınacağız”?

Memlekette garip gurebâ milletvekili mi seçilirmiş? Değil mi ki fakirdir, garibandır, ilmi olsa, sanatı olsa, hikmeti olsa ne yazar? Para var mı para? İşte o seçilir. Peki, şimdi nereye gitmiş o paralar ki misafir ağırlayamaz olmuşlar da gece yarılarında ittifakla vicdanlarını ve itibarlarını katlediyorlar?

Meclis Başkanı “şimdi kalemlerinizden kan damlar” diyor? Ne bekliyordunuz sayın Çiçek, gül mü sunalım, yoksa sümbül mü bu vicdansız pervasızlığınıza?

Hani partiler seçim için para alırlardı hazineden? Şimdi seçim masrafını da mı biz ödeyeceğiz vergilerimizle maaşlarına zam olarak? Öyleyse neden fakir fukaranın da seçilme şansı olmasın? Altta kalanın canı çıksın öyle mi?

Bir şehrin zenginleri isterler ve öncelikleri iyi ayarlayabilirlerse sırayla milletvekilleri seçilirler. Sonra da seçimde harcadıklarını fazlasıyla devletten çıkarırlar. Vekil olarak çıkarır, kredi veya teşvik olarak çıkarır, ithalat ihracatta kolaylık olarak çıkarır, devlet arazilerini veya kurumlarını satışlarda çıkarır, çıkarır oğlu çıkarırlar.

Basit bir örnek. Gariban köylülerin tarlasının içine devlet koca bir hastane yapar. Bir de bakarsınız ki hastanenin etrafı şehrin malum insanları tarafından çoktan tapuya geçirilmiş. Ne zaman ve nasıl haberiniz oldu da topraklar sizin oldu, köylülerden ne diyerek aldınız, bu işi sessiz sedasız nasıl becerdiniz, şaşar kalırsınız.

Ha, bu arada bir gariban tarlasını satmamış ekip biçtiği için. Duyduğumuza göre “planlama parselleme” diyerek tarlaya tekerlek takmışlar, yıllarca durduğu yerden alarak hastanenin uzağına götürmüşler. Gariban bağırıyormuş “ben yıllarca orayı değil, burayı ekip biçtim” diye. Zavallının aklı yetmez ki plan parsel oyununa!

Şimdi anlıyor musunuz particilik niçin ve nasıl yapılırmış?

“Ben bu işi Allah rızası için yapıyorum” diyene sakın inanmayınız. Allah rızası için iş yapanlara azıcık saygı duyarlarsa öpüp başınıza koyunuz. O da içten midir, yoksa gelecek seçime yatırım mıdır, iki kere düşününüz…

Bizim de tek tesellimiz, aman eline fırsat geçerse tekrar dinime imanıma düşmanlık yapmasından korktuğum CHP zihniyeti gelmesin de, nasıl olsa birileri devleti yiyecek, bari dinimize imanımıza zararı olmayanlar yesin, bu arada millete de az çok faydalı olurlar nasıl olsa. Siz isterseniz “züğürt tesellisi” deyiniz, bize bu da yetiyor yani. Yetiyor, çünkü bu sistemin bizim dinimiz ve medeniyetimize ne yaman bir hasım olduğunu biz çok iyi biliyoruz.

“Karamsar olma, bir gün daha iyisi gelir” diyenlere “hamama giren terler. Bu sisteme giren yeni bir ayardan veya tornadan geçiyor. Bu sistemde bunlardan iyisi olmaz” derim.

Arkadaşları yeni gelinin ziyaretine gitmişler. “Kız kocan da çok çirkinmiş” diyenlere gelincik demiş ki “Buna da şükür, babamın evinde bu da yoktu.” Biz de öyle diyoruz, evvelkiler daha kötüydü…

Onlar kötü bir miras bıraktı. Fakat bunlar da çok çabalamıyorlar düzeltelim diye. Gelir dağılımındaki adaletsizlikte ve eşitsizlikte dünyada sondan 3. imişiz. Yakışır bu sisteme, bu meclise ve bu milletvekillerine…

“Allah'ın bir pulunu bekleye dursun on kul,
Bir kişiye dokuz, dokuz kişiye bir pul,
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa,
Yaşasın kefenimin kefili kara borsa... “

Bu şiiri kim söylüyordu?

Hani ey iktidardakiler, şiirle aranız iyidir ya sizin, bazen içli içli şiir okursunuz, biz de duygulanır, gözyaşlarıyla dinleriz. Fakat gözlerimizden yaşlarımızı silerken ister istemez gözümüzü kapatınca bir de bakarız ki birileri malı götürmüş…

Sahi bu yasaları niye hep böyle gece yarısından sonra karanlık iyice basınca çıkarıyorsunuz ittifakla? Deve kuşu gibi görünmeyeceğinizi mi sanıyorsunuz? Yoksa utanıyor musunuz?

Eğer utanıyorsanız bu da bir umut kapısı. Demek daha büsbütün ölmemiş kalbiniz.

Hani derler ya “Çıkmamış candan bir umut” diye…

Tüm Yazılar