İslamî Harekette Selefe Saygı

Ne demiştik?

Yeniden İslam’ın devlet ve medeniyetinin inşası için bu ülkede de tırnakla kuyu kazar gibi çalışarak tek tek adam kazanma gayretiyle dernek, vakıf, dergah açanlar, özel okul yaptıranlar, gazete, dergi çıkaranlar, tv. ve internet yayını yapanlar, hatta –içlerini Allah bilir, biz dışlarına bakarız- siyaset yapanlar, böyle böyle İslamlaşma davasında olanlar, sesleri ve işleri en etkili konumlara geldiler.

Oysa geçmişte “bu da iş mi canım?” diye ne kadar horlanmışlardı bir kısım adamlarca!

Güzel örnekler o kadar çok k…

İşte yaşadığı Adana ve İstanbul’dan kalkarak tahta bir bavulla tren yolunun geçtiği her kasaba ve şehre giden, üç beş kişi ile de olsa sohbet ederek Anadolu bozkır ve dağlarında, Şam çukurunda, Hicaz vahasında, kuru bedenlere can üfleyen Mahmut Sami Ramazanoğlu (ks)…

İşte sürgün edildiği her yerde insanlara tek tek iman hakikatlerini anlatan ve yazdıran Bediuzzaman Said Nursî (ks)…

İşte ev ev dolaşarak, hatta tren vagonlarında talebelere tek tek Arapça dersler veren Süleyman Hilmi Tunahan (ks)…

İşte Anadolu’da binlerce isimsiz hoca ve velinin tek tek insanlarla ilgilenerek Kur’an-ı Kerîm, ilmihal okutması, Arapça dersler vermesi…

İşte İmam Hatiplerin yayılması ve başarısı için çalışan İstanbul’da Celal Hocalar, Konya’da Hacı Veyiszade’ler, Kahramanmaraş'ta Sandalzade’ler ve Hacı Kalay’lar…

İşte Sebilü’r Reşat, Sırat’ı Müstakim, Büyük Doğu, Diriliş, Oku, İslam Medeniyeti, Mavera, Düşünce, Hareket, Sebil, İslam Mecmuası, Ribat, Altınoluk vs. dergiler…

İlim adamları, gönül adamları, bürokratlar, öğretmenler, müftüler, vaizler, ve hocalar… hepsine saygılar, hepsine selamlar,hepsine minnet ve teşekkürler, hepsine dualar.

Mezhepler, meşrepler ve metotlar az çok farklı imiş, önemli değil, buradan kavga çıkmaz biz çıkartmak istemezsek.

Öyleyse günümüzde de cehalet ve taassuptan, haksız rekabet ve yersiz mücadeleden sakınmalıyız. Bundan otuz kırk sene evvelki tartışmaları günümüzde yeniden ısıtarak önümüze koymak isteyenleri ikaz etmeliyiz. Bugün Hayrettin Karaman, Sezai Karakoç, Mustafa İslamoğlu, Ebubekir Sifil, Cüppeli Ahmet Hoca, Fethullah Gülen birbirine rakip değillerdir. Olmamalılar da. Öyle de sunulmamalıdırlar asla. Bunlardan birisinin talebesi olabiliriz, birisini kendimize hoca, üstat kabul etmiş olabiliriz, gayet normaldir, tabiidir. Ancak yüreğimizi sadece ihvana değil, belki bütün Müslümanlara iyice açmalı, sadrımızı geniş tutmalıyız. Bu büyüklerin beğendiğimiz söz ve işlerini alıp, varsa beğenmediğimiz yönlerini de saygı ile eleştirmeli, işi asla kişiliğe dökmemeliyiz.

Siyasi hareketlerde de kişilerden önce idealleri öne çıkarmalı, ümmetin maslahat ve menfaatini kişisel çıkar veya ikballerimizin önünde tutmalıyız. Böyle olmayanları nezaketle uyarmalı, sabırla hakkı tavsiye etmeliyiz.

Müslümanlar az çok çalışıp iyi kötü, az çok bir iş yaptılar çok şükür. Ülke mutlak küfürden kurtuldu hamdolsun. Şimdi kamusal alanlar bile İslam’ı tanımaya başladılar. Bir gün gelecek bütün bütün ona teslim olacaklar inşallah.

Bu önce meşiet-i ilahiyeye bakar elbette. O da bizim dilememize, istemize bakarak hükmünü tecelli ettirir.

Kanunu böyle.



Tüm Yazılar