“Yiyen Domuz İse…”

Allah Teâlâ’nın katında en üstün insan, ırkına, rengine, diline, coğrafyasına, cinsiyetine, mesleğine bakılmaksızın, en çok takvalı olan Müslümandır.(Hucurat 13) Takva ise, Allah Teâlâ’ya karşı dini ve dünyevi sorumluluklarını bilmek ve saygıyla yerine getirmektir.

Bunun meyvesi ise güzel ahlaktır. Buna göre ahlakı bütün insan, bizde en üstün insandır. Bu bir işçi de olabilir, memur da olabilir, esnaf, sanayici, yönetici de olabilir, şimdilerde biraz zor ama, paşa da olabilir.

Takvanın en bariz neticesi ve göstergesi ahlak ise, ona götüren en büyük vesilelerden birisi hiç şüphesiz helal yemektir. Yediği içtiği haram olanın Allah Teâlâ ne farzını kabul eder, ne de nafilesini. Sesini bile duymak istemez. Haramla beslenen böyle bir beden muhakkak cehennemde ateş ile temizlenecektir. Malum, ateş iyi bir temizleyicidir. Müslüman bile olsa, günahı kadar ateşte temizlenmeden cennete giremeyecektir sürekli haram yiyenler, giyenler. Bunlar bizim ayet ve hadislerden çıkardığımız neticelerdir.

Fakat bir kul olarak haddimizi bilmenin gereğini ifade edelim ki, son söz daima Allah Teâlâ’nındır. O dilediğini yapar, kimse ona karışamaz, kimse onu bir şeye icbar edemez. Mutezile mezhebinin “Allah adaleti gereği günah işleyeni cezalandırmaya mecburdur” sözü, bid’at ve dalalettir. Allah dilerse dilediğini bir vesile ile veya vesilesiz de af edebilir. Kimse ona yaptığından dolayı sorumlu tutarak soru soramaz.

Peki, biz niye “haram yiyenler ateşle cezalandırılır” dedik? Çünkü biz onun bu tür ilkelerini Kur’an-ı Kerîm’den ve Sünnet-i Seniyye’den öğreniyoruz. Orada “Allah Teâlâ’nın vadinden dönmeyeceği” de yazılıdır. Yazdıklarımızdaki hükümler bunlara dayanmaktadır.

Madem öyle, takva, yani sorumluluk bilincinin en açık göstergelerinden biri de, başta devlet malı olmak üzere başkalarının mallarını, hak ve hukukunu korumaktır. Eğer devlette yönetici ise, gelir ve giderleri hakkaniyet ölçülerinde toplayıp dağıtmak, kamu mallarını şahsî çıkarlar için kullanmamak, israf ile saçıp savurmamak, kör kuruşun bile hesabını iyi yapmak, iyi vermektir.

Daha dün yazmıştık: “Bu manada atalar ‘devletin malı deniz, yiyen domuz’ demişlerdir. Ama daha sonra bozulma başlayınca yüzsüzler bunu ‘devletin malı deniz, yemeyen domuz’ şekline çevirmişlerdir.”

O yazının başlığı “Devletin Malı Deniz…” idi. Bu yazının başlığı ise, “Yiyen Domuz İse…”dir. Birleştirirsek ne çıkar?

Ne çıkacağına dair muhtemel birkaç cümle kurulabilir. Hadi bunları siz yapınız. Benim dikkat çekmek istediğim bir başka konu var; bunlar hangi çiftlikte yetişiyor?

Tam da bu sırada “Habervaktim”den ilginç bir başlık geldi: “Holding paşaları.” Bu da nedir demeye gerek yok, biz onları az çok zaten biliyorduk, ama eksiklerimizi de tamamlayarak sitemiz sağolsun tarihe bir belge daha bırakmış oldu. Kutluyorum ilgililerini.

Konu nerden gündeme gelmiş?

Zaten 28 Şubat soruşturması yargıda. Bir de “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, önceki gün MÜSİAD Genel Kurulu'nda, askeri müdahalelerin ardından bazı kesimlerin vurgun yaptığını ihbar ederek, “Acaba kimler burada vurgunu vurdu? O vurgunu vuranlar hesaba çekilmeli. Suç duyurusu yapıyorum burada” demesi, 28 Şubat sürecinde holdinglere kapağı atan paşaları ve istihdam ettikleri paşaların nüfuzunu kullanarak servetlerini katlayan holdingleri hatırlattı.” (http://www.habervaktim.com/haber/holding-pasalari-239576.html)

Daha önce de “irtica bahane, soygun, vurgun şahane” gibi başlıkları iyi hatırlıyoruz. O günlerde basının yazdığına göre “elli bin dolar maaşla” çalışan emekli paşalar varmış. Bu parayı acaba holding personeline savaş taktikleri öğreterek mi hak ediyorlardı?

Haberin devamında bakın neler yazılıyor: “Holdinglerde görev yapan emekli paşalar ile ilgili yaptığımız araştırmada ilginç sonuçlara ulaştık. Araştırmada, Türkiye'nin önde gelen her holdinginde en az bir emekli paşanın görev yapması dikkat çekiyor. Holdinglerin yanı sıra batık banka patronlarının da, emekli paşaları zor durumdaki bankalarına paravan olarak kullanarak vatandaşlardan mevduat toplamaya devam ettiği gerçeği hafızalardaki yerini koruyor.

1999-2001 döneminde Türkiye'de tam 22 banka battı. Emekli paşaların kapak attığı bankaların batışıyla birlikte ortaya çıkan 50 milyar dolarlık zararı Türkiye Devleti Hazinesi karşıladı. Milletin verdiği vergilerden oluşan Hazine'den aktarılan paralarda karışlanan zararların Türkiye ekonomisine verdiği zararın etkileri uzun yıllar sonra ancak atlatılabildi. Bu büyük zararın yanı sıra 28 Şubat'ın müdahalesinin etkisiyle İMKB'de işlem gören şirketlerin hisselerinde yaşanan düşüşten kaynaklanan toplam kayıplar ise 20 milyar dolar olarak tarihe geçti.

Yönetim kurulu üyeliklerinde ve üst düzey yönetiminde paşaların yer aldığı holdingler arasında; Nergis Holding, Yaşar Holding, Profilo Holding, Sabancı Holding, Doğuş Holding, Park Holding, Alarko Holding, Profilo Holding, Koç Holding ve HEMA Holding başı çekiyor. Holdinglerin yönetimine giren paşaların büyük bölümünün, ya 12 Eylül askeri darbesinin ya da 28 Şubat sürecinin aktif isimleri olması dikkat çekiyor. İşte holdinglerde görev yapan emekli paşaların listesi:”

Kimsenin özeliyle bir işimiz olmadığından bundan sonrası için habere bakabilirsiniz. Bizim söyleyeceğimiz ise bu vurguna o günün hükümet ve üst düzey bürokratların doğrudan veya dolaylı ortaklığıdır. Yeri gelince “saçı bitmedik yetimin hakkından,” “devletin kör kuruşunun hesabı sorulacağından” bahsedenler, bu soyguna ortak oldukları için, halkın gözünden düşmüşler ve iktidardan uzaklaştırılmışlardır.

Bugün hala o günlerin artığı olarak şurada burada atıp tutarak haksız hesapsız konuşanlar var. Tek umutları milletin o acı günleri unutmasıdır. Yoksa vicdanları çok rahattır. Çünkü hâlâ bir özeleştiri yapmamışlardır. Hukuk da henüz yakalarına yapışmamıştır.

Ne dersiniz, millet o acıları ve soygunları unutur mu sizce?



Tüm Yazılar