“Şeriat İslam mı?” 8

İnsanlar şunu iyi düşünmelidirler: Şeriat, madem Allah’ın kanunlarıdır, elbette güzel olacaktır, nitekim güzeldir de. Çünkü onu koyan, bizi ve kâinatı yaratan Allah Teâlâ’dır.

Kâinat ne kadar güzelse, dünya ve içindekiler ne kadar harika ise, insan yaratılışı ne kadar güzelse ve bütün bunlar Allah’ın güzel yaratıcılığına delalet ediyorsa, bunu bütün ilim adamları avamdan daha iyi biliyor ve görüyorlarsa, aynen öyle, ilim adamları avamdan daha kesin bir bilgi ve iman ile itiraf etmelidirler ki, o kainatı yaratan Allah Teâlâ’nın koyduğu kanunlar olan şeriat da en az o kainat kadar güzeldir, o kadar harikadır, o kadar menfaatimize ve maslahatımıza uygundur. Çünkü o Allah Teâlâ’nın bizim için yarattığı bir nimet, lütuf ve ikramıdır.

"Şeriatın kestiği parmak acımaz" atasözünde de ifadesini bulduğu gibi bu millet şeriata inanmış, onu ta yürekten benimseyerek kabullenmiş ve mümkün mertebe pratik hayatında yaşamıştır. Tarih de buna şahittir, dost ve düşman da buna şahittir.

Bunun aksini iddia etmek cahilliktir, ideolojiktir, politiktir, demagojidir, lafazanlıktır. Asla ilmî değildir, aklî değildir. Bunda ülke için bir menfaat ve maslahat da yoktur.

Aksini söyleyenler, bunu ispat etmelidir. En azından bunun ispatı için buna iman edenlere izin vermeli ve ortamını hazırlamalıdırlar. Şeriatı yasaklamak, şeriatçılığı suç saymak dinde, din hürriyetinde samimi olmaktan öte, aynı zamanda hukukun temel mantığına, insan haklarına, din, vicdan ve düşünceyi ifade özgürlüğüne, ilme ve akla aykırılıktır.

“Ankebut Suresi”nin ilk ayetlerinde de bildirildiği gibi, şurası tarihî bir gerçektir ki Müslümanlar, her zaman zora talip olmuş ve üstlerine düşenleri yapmışlardır. Bu gün onlarla tartışmak isteyenlerle, zorlukları göze alarak tartışabilirler, tartışıyorlar da. Hem eserleri de ortada. Şeriatı öğrenmek isteyenler, konulan bütün sun'i engelleri kolayca aşabilir ve gerçeğe erişebilirler.

Sonuç itibariyle şeriat da, şeriatçılar da insanlık için birer nimettirler. Şeriatsız bir dünya, adaletsiz ve saadetsizdir.

Şu şiir, sıradan bir şaire değil, büyük bir şeyhü’l İslam’a aittir.

“Şeriat kim saray-ı kibriyâdır,

Hakikat mülküdür, muhkem binâdır.

Anın bir taşını her kim koparsa,

Yerine başını koymak revâdır.”



Netice olarak diyebiliriz ki, Hz. Peygamber’in bırakmış olduğu İslam Şeriatı, yani fıkıh ve hukuk mirası, kıyamete kadar insanların bütün hukuki problemlerini çözmek için vaz’ olunmuştur ve insanların bütün ihtiyaçlarını karşılayacak nitelik ve zenginliktedir.

Şeriat bireysel ve toplumsal olarak ibadetlerden tutun da siyasî, idarî, hukukî, malî, ticarî, sanayî, ictimaî, eğitim, sanat, kültür ve medeniyet alanlara varıncaya kadar hayatın her alanını bir bütünlük içinde düzenleyen çok yüce, çok parlak, çok faydalı bir büyük sistemdir.

Bu mübarek sistem dün bazen tamamen, bazen de kısmen uygulanmıştır ve başarılı olarak insanlığı mutlu etmiştir. Bugün Osmanlı tecrübesi sözde uygar dünyaya örnek olacak ilkeleri içermektedir.

Bugün de o vazifesini yapmak için kendi insanını ve sırasını beklemektedir.

(Devam edecek)






Tüm Yazılar