Tenkitkoliklerimiz 1

Kendilerinden veya cemaatinden başka kimseyi beğenmeyen, başka Müslümanların her hizmetini küçümseyen, üç beş kitap okumuş ama fıkıh ve fıkıh usulü, tefsir ve tefsir usulü, hadis ve hadis usulü, ciddi bir siyer okumadan kafayı “Metot Meselesine” takmış bizim bazı “hızlı Müslümanlarımız” hakkında bir yazı yazmıştık.

Başka bir konu bilmezcesine “önce metot” diyerek kardeşlerini tekfir, tefsik ve tecrim etmede çok cesur bazı kardeşlerimiz alındılar. Biz de onların hatırını sayarak “din kardeşimizdir” diye sevgimizden konunun üstüne çok gitmedik.

Gitmedik ama sorun bütün dehşetiyle ortada duruyor. Kafayı bir yere takarak dinin bütününü görememe, şeriatın hikmet ve maslahatını kaybetme sorunu, hayatta yeri olmayan “ya hep, ya hiç mantığının” zarar ve ziyanı, tedrîciliği inkar, aceleciliği erdem bilme yanlışı, evet ortada öyle duruyor.

Böyle birisi bir zaman bir vaazımdan sonra beni yakalamış ve “Niye Müslümanları küfre davet ediyorsun? Onlara hurafeler öğreterek imanlarından etme, cihada davet et” demişti. Oysa o gün benim anlattığım konu, “Resulullah’ın bizim için üsve-i hasene oluşu” idi. Demek ki zavallı hiçbir şey anlamamıştı.

Lafa bak, “onları imanlarından etme” dediğine göre, bizi çoktan imandan olmuş ve küfre batmış görüyor, neuzü billah! Nitekim benzeri seviyesizliği bazen aşağıdaki yorumlarda da görüyoruz.

Neyse, Allah Teâlâ’nın verdiği bir sabırla dinledim onu ve sonra da sordum: “Anlat bana senin yaptığın şu cihadı ve söyle bakalım, sen bu cihadında kaç kafir öldürdün?”

Alık alık yüzüme baktı. “Bakma öyle de söyle canımın içi, sen kaç kafir öldürdün?”

Çok büyük cihatlar yapmış, çok kafirler öldürmüş de olabilir. Nitekim bazısı talebelerimizden de olan sevgili gençlerimizden kimi Bosna’ya, kimi Çeçenistan’a, kimi Afganistan’a gitmiş, orda şehit olan da olmuş, gazi olarak kalan veya dönenler de olmuştur. Alınlarından öper, saygı duyarız.

Ama bu demek değildir ki bu ülkede de cihat olmaz!

İslam ve Müslümanların menfaatine verilen bütün çabalar bir cihattır. Bunun derece ve kıymetini takdir edecek ve sevabını verecek olan, sadece Allah’tır. Kul olan tevazu içinde kadirşinaslık yapar, az çok demez, hizmet eden herkese teşekkür eder. Haşa kendini tanrı yerine de koymaz. Başkalarının yaptıklarını sahiplenip etrafa hava da atmaz.

Mücahit ise cihadının riyadan (gösterişten), süm’a’dan (duyuruştan) uzak olarak kabul buyurulması için yana yakıla dua eder, yalvarır. Başkalarına “yaptım, ettim, tuttum” diye caka satmaz, hava atmaz, ödül de beklemez.

İhlas diye bir güzel huy vardır canım. Yapan, yaptığını Allah için yapar ve mecbur kalmazsa yaptığını asla konuşmaz. Allah’tan başkasından hiç bir şey beklemez. Nefsi övünmeyi, takdir ve tebcili velev ki çok istese de, ona muhalefet ederek bu kötü ve kaba duygularını bastırmaya çalışır.

Şimdi biz burada yazı yazıyoruz. Derdimiz, davamız İslam diyoruz. Aynı duygular, tehlikeler ve sakınmalar bizim için de geçerli elbette. Ama başka çare yok, yazan ve konuşanlar, mesleği gereği yazacak ve konuşacaklardır. Onların bu amellerini saklamaları mümkün değildir.

O yüzden onlara ve eskilerin tabiriyle bütün “mukteda bih” olanlara izin vardır. Yaptıklarını da söyleyebilirler, riya ve süm’a olmaz, yapmadıklarını da. O da onlara fahr ve kibir olmaz inşallah. Zira mazeretleri makul ve meşrudur. Zira ilim ve irşat için, tebliğ ve cihat için başka yol yoktur.

Bunun bir iki örneğini gelecek yazıda verelim inşallah.



Tüm Yazılar