Ciddi miyiz?

Hayat çok ciddiyet ister. Laubaliliğe hiç gelmez. Başarı, zafer ve mutluluk, ciddi insanların hakkıdır. Ciddi insanın, yani üstüne düşeni dikkatli ve devamlı yapan, görevi savsaklamayan, tembelliği ve terbiyesizliği aşmış, irade ve ahlak insanının işidir.

İş yapanla, yapar gibi yapan, yapar gibi konuşan, yapar gibi görünen arasında çok fark var. Yine iş yapanla, işi elinin ucuyla tutan arasında da çok fark var.

“Eşek çamura çökerse, sahibinden yiğidi olmazmış.” Onun gibi, bu iş kimin? Benim mi? Öyleyse benden yiğidi olmaması gerekir. Ben niye sağa sola bakmalıyım ki, “bu işi kim yapar?” diye!

“El elin yitiğini ıslık çalarak ararmış.” Buna da şükür!

Peki, şimdi soralım, “ben Müslüman mıyım?”

“Evet.”

İslam benden ne istiyor?

Onu öğrenmemi, yaşamamı ve yaymamı değil mi? Bunun hepsi de cihattır. Peki, ben ne yapıyorum? Daha doğrusu yapıyor muyum, yapar gibi mi yapıyorum, yapar gibi mi konuşuyorum, yapar gibi mi görünüyorum?

Dört elle sarılıyor muyum davama, yoksa elimin ucuyla mı tutuyorum?

Benimle bu ayetler arasında nasıl bir ilişki var?

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?

Yapmayacağınız şeyi söylemek, Allah katında büyük gazaba sebep olur.

Doğrusu Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlıyarak savaşanları sever.” (Saff Suresi 2-4.)

İbni Abbas şöyle söylemiştir: “Cihad farz olmadan önce inanan bazı kimseler diyorlardı ki: ‘Yüce Allah'ın bize işlerin en güzelini göstermesini isterdik ki biz de onu yapalım.”

Yüce Allah onların bu isteklerine bağlı olarak en çok sevdiği eylemin kesin bir şekilde inanmak ve imana karşı gelen ve onu kabul etmeyen isyankârlara karşı cihad etmek olduğunu peygamberine bildirdi. Cihad farz olduktan sonra müminlerden bazıları bu emirden hoşlanmadılar ve böyle bir iş onlara zor geldi. Bunun üzerine yüce Allah şu ayetini gönderdi:

"Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz? "Yapmayacağınız şeyi söylemek, Allah katında büyük gazaba sebeb olur."

İbni Cerir ayetlerin tefsirinde bu görüşü tercih etmiştir. İbni Kesir de tefsirinde der ki: “Tefsir bilginlerinin çoğu bu ayeti şu şekilde yorumlamışlardır: Müminler cihadın farz olmasını arzu ettikten sonra cihadın farz kılınması ve ardından bazılarının ona yanaşmamaları üzerine bu ayet inmiştir. Bu ayeti aynen şu ayet gibi yorumlamışlardır:

"Daha önce kendilerine 'savaştan uzak durun, namazı kılın ve zekatı verin' direktifi verilmiş olanları görmüyor musun? Şimdi üzerlerine farz kılınınca, onların; Allah'tan korkar gibi ya da bundan bir daha fazla insanlardan korkan bir grubu, "Ey Rabbimiz, niye üzerimize savaşmayı farz kıldın, biraz daha mühlet tanısaydın olmaz mıydı?" dedi. Onlara de ki; 'Dünya zevki kısa sürelidir. Ahiret ise sakınanlar için daha hayırlıdır. Orada kılpayı bile haksızlığa uğramazsınız: ' "Nerede olursanız olun, surlarla tahkim edilmiş kalelerin içinde bile olsanız, ölüm sizi bulur." (Nisa suresi, 77-78)

Katade ve Dehhak der ki; “bu ayet "şöyle savaştık, böyle vuruştuk, şöyle sapladık, böyle yaptık" dedikleri halde böyle bir şey yapmayan bir kesimin ağzının payını vermek için inmiştir.”

Kur'an-ı Kerim, yeni bir ümmet kuruyordu. Yeryüzünde Allah'ın dinini, hayattaki yolunu ve insanlar arasındaki sistemini bir emanet olarak yüklenmeleri için onları yetiştiriyordu. Tek tek onların iç dünyalarını, ruhlarını ve vicdanlarını arındırmak, onları bir cemaat haline getirmek ve pratikte yaşanan bir eylem haline getirmek istiyordu.

Bunların hepsini bir anda yapmak gerekiyordu. Çünkü Müslüman fert ancak bir cemaat içinde yetiştirilebilirdi. İslam, ancak sağlıklı bağları bulunan, sağlıklı düzeni bulunan, aynı zamanda toplumsal bir hedefi olan imanlı, şuurlu, belli bir disiplin ve düzeni olan bir topluluk ortamında var olabilirdi. Her Müslümanın bir hedefi ve hülyası olan İslam’ın yeryüzünde yürürlüğe konması ancak bu ilahi düzenin sınırları içinde yaşayan, hareket eden, çalışan ve üreten bir toplumla mümkündü.

Nitekim sahabe öyle de oldular. Denendiler de bunun için? Sonunda zaferi kazandılar.

Biz de bugün yeni bir İslam toplumu, yeni bir İslam Devleti ve Medeniyeti inşa etmek istiyorsak, öyle, yani sahabîler gibi olmalıyız.

Bu işin başı, ciddi olmaktır. Zafer de buna bağlıdır. Öyleyse soralım kendimize:

“Ben ciddi miyim? Ben vazifemi yapıyor muyum, yoksa yapar gibi mi yapıyorum, yapar gibi mi konuşuyorum, yapar gibi mi görünüyorum?”

Bunun tam cevabı bir bende, bir de Allah Teâlâ’da.

Bir de durum var ortada, kim ne anlarsa!




Tüm Yazılar