Alın Laikliği Verin İslam’ı

İslam bireyin vicdanına değer verir. İslam bireysel sorumluluğa da son derece önem vermektedir. İnsan, önce kendinden sorumludur. Suç da şahsidir, ibadetler de. Ama bunlar olumlu veya olumsuz, etrafa bir şekilde yansır, o da başka.

Fakat asıl bilinmesi gereken şey, İslam’ın aynı zamanda bir cemaat, bir toplum ve devlet dini oluşu gerçeğidir. Çünkü insan ictimaî bir varlıktır, yalnız yaşayamaz ki. Madem İslam onun hayatını düzenlemek için vardır, öyleyse din de devlet ve toplum için dahi vardır aynı zamanda.

Şöyle bir manzara İslamî olabilir mi? Herkes bir kenara çekilmiş, her biri kendi başına bir yerde Allah'a ibadet ediyor, mesela namaz kılıyor, ilim öğreniyor, zikir çekiyor. Velhasıl darma dağınık ve birbirinden kopuk bireylerden oluşan bir cemaat ve toplum.

O zaman caminin ve cemaatin anlamı ne? Cumanın, Arafatın, Müzdelifenin, Minanın, Kabenin anlamı ne?

Böyle bir durum, ne bireyin vicdanında ve özel hayatında İslam’ı gerçekleştirebilir, ne de devlet ve toplumsal hayatında. İslam böyle yaşanmaz, yaşatılmaz, amaçları da böyle gerçekleştirilemez.

Nasıl ki insanlar bireyler halinde yaşayamazlar, ancak topluluklar ve milletler halinde yaşayabilirler, aynen öyle de İslam, ancak toplum olarak yaşanır ve amaçlarını ancak toplum içinde hayata hakim kılar.

Herkes şunu iyi bilsin ki İslam insanlığa hükmetmek için gelmiştir. İslam’a toplum gerek. Aziz ahkamının insanları mutlu etmesi ancak toplu halde dinin yaşanması gereği üzerine kurulmuştur. Bu nedenle İslam’ın bütün ilkeleri ve düzenlemeleri hep bu sosyal hayata paralel şekilde belirlenmiştir.

O yüzden kimse bize “din bir vicdan işidir. Orda kalmalı. Hayata ve kamuya müdahale etmemeli” demesin, dinlenmez. Bu zamana kadar dinlenmedi, bundan sonra da dinlenmeyecektir. Bu yüzden laiklik diye diye bize az zulüm etmediler. “Ne oluyor?” diyen Batılılara da “bizim özel şartlarımız var, siz susun, bu işe karışmayın” dediler.

Neydi o özel şartlar?

İslam dini devlete de, topluma da karışıyor. İslam’ın bir şeriatı var ki, aileyi de, ticareti de, hukuku da, ekonomiyi de, siyaset ve yönetimi de, devleti de etkiliyor, biçimlendiriyor, düzenliyor.

Bak işin doğrusunu nasıl biliyorsunuz? Sizi gidi siziler?

Peki, madem biliyorsunuz, neden bu zamana kadar “din bir vicdan işidir” diye yalan söylediniz? Neden öyle öğretmeye kalktınız? Aksine konuşup yazanları neden acımasızca cezalandırdınız?

Bu zamana kadar dışa başka, içe başka şeyler söylediniz. Artık içi dışı kalmadı, takke düştü kel göründü. Mağlup oldunuz. Zaten mağlup olmaya mahkumdunuz. Çünkü Allah ile savaşmaya kalktınız. Bu savaşın galibi baştan bellidir beyler!

Biz, sadaka istemiyoruz. Hakkımızı istiyoruz artık. Bu zamana kadar övdüğünüz laiklik bize bir fayda vermedi. Bırakın faydayı, hep zarar ziyan verdi. Alın sizin olsun artık. Biz dinimizi istiyoruz. Eksiksiz, eklentisiz, sentezsiz dinimizi, şeriatımızı istiyoruz. Yeni bir Anayasa yaparken bu talebimizi önünüze koyun ve iyi düşünün.

“Ne oldu size?” der gibi şaşkın şaşkın bakmayın! Bir zamanlar zulme uğradıysak, bu ne Rabbimizin, ne de dinimizin değil, bizim suçumuzdur. Cezamızı epeydir çekiyoruz, derecemiz dolmak üzeredir inşallah.

Ne midir o suçumuz?

Gelecek yazıya kalsın olmaz mı?


Tüm Yazılar