Neydi bizim Suçumuz?

Şunu da kabul ederiz: Bu zamana kadar zulme uğradıysak, bu bizim suçumuzdu. Bize yok yere zulmedenler elbette kendi paylarına düşen günahlarının cezasını çekecekler. Hatta biz istemesekde çekecekler. Çünkü ortada bir de Allah hakkı var. Ona isyanın cezası olmayacak mı?

Bu başka. Ama bizim de suçlarımız vardı. Hala da var. Bireysel olanlara karışmıyoruz, kimseyi özel hayatından dolayı itham etmiyoruz. Kul kusursuz olmaz. Allah nasuh tövbesi nasip etsin hepimize. Burada söz konusu edilen, bireysel değil, toplumsal suçumuzdu ve cezamızı çektik.

Geçen yazımızda “Bir zamanlar zulme uğradıysak, bu ne Rabbimizin, ne de dinimizin değil, bizim suçumuzdur. Cezamızı epeydir çekiyoruz, derecemiz dolmak üzeredir inşallah” demiş ve sormuştuk: “Nedir mi o suçumuz?”

Kısaca sayalım: İlim, amel, davet ve tebliğ vazifemizi ihmal ettik, davamızın heyecanını kaybetmiştik, dünyevileşmiştik, kafirlere meyil ve muhabbet göstermiştik, iyiliği emretme, kötülükten sakındırma temel ilkemizi terketmiştik. Kardeşlerimizin kıymetini unutmuştum. Irkçı, bölgeci, ulusalcı bir düünce ile ümmet bilincini kaybetmiştik. Cimrileşmiştik. Cihadı terketmiş, ölümden korkar hale gelmiştik.

Ne oldu?

Paramparça olduk, cehennem gibi azaplar çektik. İşgal edildik, yağmalandık, talan edildik, horlandık, aşağılandık. Heybetimiz ve vakarımız gitti. Saygınlığımızı kaybederek gözden ve itibardan düştük. Bedelini çok ağır ödedik.

Tövbe ya Rabbî!

Müslümanın kişiliğindeki inancını ihlasla ve samimiyetle yaşama ve özünde ve sözünde doğru olma özelliğini biraz zedelemiştik. Yüce Allah Yahudileri eleştirmişti, olacak iş miydi, biz de onlara benzemiştik?

"Siz kitabı okuduğunuz halde insanlara (başkalarına) iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Bunun yanlış olacağını düşünemiyor musunuz?" (Bakara, 44)

Yine Yüce Allah münafıkları eleştirirken diyordu ki:

"Yüzüne karşı peki derler, fakat onların bir grubu yanından ayrıldıktan sonra geceleyin aleyhinde sana verdikleri sözle bağdaşmayan komploları kurarlar. Hiç şüphesiz Allah onların geceleri kurdukları komploları yazıyor. Sen aldırış etme, Allah'a güven. Vekil olarak Allah sana yeter." (Nisa, 81)

Biz de böyle olmuştuk hem de kardeşlerimize! Tövbe ya Rabbî!

Yine münafıklarla ilgili olarak buyuruyor ki:

"Kimi insan var ki, dünya hayatı ile ilgili konuşması hoşunuza gider ve en amansız düşman olduğu halde kalbindeki duyguların samimi olduğuna Allah'ı şahit gösterir. İş başına geçince yeryüzünde kargaşa ve bozgunculuk çıkarmaya ekini ve nesli mahvetmeye çalışır. Oysa Allah kargaşa ve bozgunculuk çıkarmayı kesinlikle sevmez." (Bakara 204-205)

Hz. Peygamber diyor ki:

"Münafığın alameti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, emanete ihanet eder." (Bu hadisi Buhari, Müslim, Tirmizi ve Nesei Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir)

Biz bunları bile bile yıllardır onların yolundan gittik. Kelli felli kılık ve kıyafetlerine, konuştukları zaman beyan ve endamlarına aldandık. Amma cezamızı da çok acılı çektik.

Yeter artık!

Biz birey ve toplum olarak daha fazla İslam’dan uzak kalmak istemiyoruz. Biz bu ülkenin çocuklarıyız. Bu topraklarda herkes kadar bizim de hakkımız var. Vergimizi veriyor, askerliğimizi yapıyoruz. Kimse bize artık tepeden bakamaz. Kimse taleplerimizi görmezlikten gelemez. Üvey evlat muamelesi yapamaz artık kimse bize. O devirler geçti şükür!

Ülkem -Allah korusun- yeni bir döneme giriyor. Yeni bir Anayasa ile yeni bir toplumsal sözleşme yapılıyor. Kimse bu ülkede müslim veya gayr-i müslim olsun farketmez, var olanı asla yok saymadan işini ciddiyetle yapsın. Bu, üstüne iş düşenlerin namus borcudur, o kadar!

“Tapelemek var, ezmek var, yok etmek var” diyenler artık hukuk eliyle yasal olarak eziliyor, tepeleniyor ve yok ediliyor çok şükür. Millet aslî yerine oturuyor. Herkesin konumu yeniden belirleniyor.

Bize bugünleri gösteren Allah Teâlâ’ya hamdolsun. Diliyoruz bu işi tamamlasın. Bu güzelliklere maddi manevi aracı olan, hizmeti geçen, emeği sinen herkese de teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Sevgili Peygamberimiz (sav) “İnsanlara teşekkür etmesini bilmeyen, Allah Teâlâ’ya şükretmesini de bilmez” buyuruyor. Biz “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” diyen bir ecdadın torunlarıyız. Bize iyilik ve ikram edenlere borcumuz olan teşekkürü, iki hasetçi ayıplayacak diye ehlinden esirgeyecek değiliz.

Allah Teâlâ bu dine, bu Peygambere (sav), bu Kur’an-ı Kerîm’e, bu ümmete, bu ümmetin fakir fukara ve mazlumlarına sahip çıkan, iyilik ve ikram eden, destek ve yardım veren herkese mükafatını bol bol versin. Gayri müslim iseler hidayet ve istikanet ihsan eylesin. Müslüman iseler hidayet ve istikametlerini artırsın. Hepsine de güç kuvvet versin, sağlık ve sıhhat versin, mutlu etsin kendilerini, ailelerini, zürriyetlerini…

Rabbim o yüz kızartıcı günahlara, o yüz karartıcı suçlara tekrar döndürmesin bizleri! Zamanı gelince yüz akıyla alsın yanına hepimizi!

Amîn.

Tüm Yazılar