Af İyilik ve Bağışlama

Bir haftaya bile gerek kalmadı. Kardeşimiz sınavsan başarılı çıktı. Mutluluğunu yaşıyor şimdi. Allah Tealanın her emrine itaat ederek teslimiyetini gösteren her Müslüman gibi o da kalbinde huzur, vicdanında sekinet, içini dışını kaplayan bir rahmet ile gözleri ışıl ışıl mutluluğunun zirvesinde.

Böyledir efendim. Bunu ancak mü’minler bilir. Bu mü’minler için her dem böyledir. Hayat bir zahmet, dünya belalar ve musibetler alanı değil, her varlığın kendisine verilen vazifeyi yaptığı, yer ile göklerin bir amaçta ahenkle birleştiği muazzam kainatta bir zerre olan mü’min, bütün zerrelerinde hissettiği bir iman ve yakinin mutluluğu ile sermesttir. Yüce kudrete teslimiyetin, tevekkül ve tefvizin nağmeleri arasında şefkatli bir ananın kucağındaki masum kadar mutludur. Tatlı tatlı mırıldanır:

“Görelim Mevla neyler,
Neylerse güzel eyler.”

Evet, hem de neylerse!

Sen bir işi Allah Teâlâ’nın emrine uygun yapacaksın da sonunda mutlu olmayacaksın; olmaz öyle şey!

Hoş, bu imtihanı boşa çıkartmamak için peşin verilen küçük bir ödül, az bir karşılık ve gerisi daha muhteşem bir duygudur. Evet, daha bunun gerisi vardır. Asıl ücreti ahirettedir. Onun keyfi, zevki ve mutluluğu ise kesintisiz sürmektedir.

Bunu bilmek, yani akıbetinin hayrını bilmek, tıpkı dünyada değerli bir varlık olduğunu bilmek gibi, nasıl bir huzur ve teslimiyet verir insana…

Tatmayan bilmez…

Arkadaşım öylesine bir mutluluğu yaşıyor şimdi. Biraz maddi bir şeyler kaybetti. Biraz izzeti nefis denilen beladan taviz verdi, öfkesini Allah için yuttu, af ve müsamaha yolunu tuttu, biraz işini Allah Teâlâ’nın “Hoşgörülü davranmanız takvaya daha uygundur. Aranızda lütufkar davranmayı unutmayın. Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.”(Bakara 237) emrine uydurdu, sonucunun hayırlı bereketlerini ailecek yaşıyorlar şimdi. Darısı başımıza daima…

Her şey ille de hak hukuk konusu yapılmamalıdır. Ne olur ki, biraz fedakarlık yapılarak çok rahatlıkla gönül alınabilir. Dostluklar sağlamlaştırılıp cemiyete barış ve huzur sunulabilir. Başkalarını da ilgilendiren davalar bir iyilik ve ikramla unutulmaz hatıralar bırakarak sonsuz saadetlere vesile kılınabilir.

“Bir de aralarınızdaki iyilik yapmayı, birbirinize lütufkar davranmayı unutmayın” diyor Rabbimiz. Yani aranızda nahoşluk olsa bile nihayet din kardeşlerisiniz, bir ayrılık, aykırılık oldu diye küpü küllüğü kırmanız gerekmez. Ayrılan karı kocalar, iş ortakları, dernek üyeleri, hizmet insanları vs. niye bundan sonra da iyilik, ikram, hoşgörü içinde yaşamaya devam edemezler mi? Neden olmasın? Bir mani mi var buna aşılması gereken nefisten başka?

Allah Teâlâ’nın her an kalbimizi, niyetlerimizi, amaçlarımızı, söz ve işlerimizdeki gerçek maksadımızı bilmesi, buna göre bize bir değer ve karşılığını vermesi, yeterli bir murakıp, bir gözetleyici ve bir yaptırıcı güç, bir müeyyide değil midir? Başka bir şeye gerek var mıdır?

Ne diyordu Yüce Rabbimiz:

“Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, cahillerden yüz çevir, bilgisizlere aldırış etme.”(A’raf 199)




Tüm Yazılar