Kucaklamaya Hazırız 2

 

Ben sadece ele değil, kendime de sesleniyorum zaman zaman: “Daha ölmedin, sağlığının kıymetini bil henüz ölüm gelmeden. Zira can boğaza gelip de “gır gır” etmeye başlandığında ne imana gelmek fayda verir, ne de tövbe etmek artık geçerli değildir.” 
 
Kendim için istediğim iyiliği başkaları için de istemek mecburiyetindeyim Peygamberimize iman etmiş ve itaat sözü vermiş bir mü’min olarak. O yüzden herkese de diyorum:
 
“Daha ölmediniz, son bir fırsat var; tövbe etmez misiniz?”
 
Bir kere daha ifade ediyorum ki bizim dinimiz, kim ve günahı ne olursa olsun, cidden tövbe edenin geçmiş günahlarının toptan silineceğini, hatta silinip atılmak şöyle dursun, iyiliğe tebdil edilerek sevaba dönüşeceğini, üstüne üstlük Allah Tealanın da kendilerini seveceğini bildirir. Artık o tertemiz bir Müslümandır. Bundan sonra onu eski günah ve suçlarıyla anmak, ayıptır, günahtır, vebaldir, zulümdür.
 
İşte Hz. Vahşî örneği. Hz. Hamza’yı, Peygamberimizin o kahraman amcasını kalleşçe öldüren kiralık katil. Adına çalıştığı insan geldi ve yapacağını yaptı. O mübarek şehitlerin efendisinin orada, daha harp meydanında azaları parçalandı, kulakları kesilip gözleri oyuldu, karnı deşildi, ciğeri sökülüp dişlendi…  Peygamberimizin en acılı günüydü belki de o gün. Üstelik Hz. Hamza’nın kız kardeşi Hz. Safiyye harp sonrasında acı haberi almış şehide doğru koşarken, peygamberimiz, “durdurun onu, engelleyin, kardeşini o vaziyette görmesin” derken acısından ağlıyordu…
 
İşte bu adam ve o şehidi parçalayan, ciğerlerini çiğ çiğ yemek için dişleyen kimse Müslüman olunca elini kolunu sallaya sallaya güven içinde Müslümanlar arasında yaşadı. Çünkü tövbe ve iman edip Müslüman olunca, amel defterinden geçmişi silinir, yep yeni bir sayfa açılır. Bu yüzden onlar da çarşı pazarda rahatça dolaştılar, her vakit camide kalabalıklar arasında namaz kıldılar. Kimse onlara surat asmadı, burun kıvırmadı, soğuk bakmadı…
 
Biz bağrımızı açtık, bu Marsist, Leninist, komünist ırkçılar davalarından vaz geçer ve Müslüman olurlarsa, işte Hz. Vahşi örneği, aramızda rahatça yaşayabilirler. Onlardan cidden tövbe edeni kucaklamaya hazırız.
 
Hala Müslüman olduğunu söyleyenleri varsa, onlara “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” der, derhal tövbe etmelerini tavsiye ederiz. Devlet çağrı yapıyor silahlarınızı bırakın ve teslim olun diyor. Teslim olmazsanız ülkeyi terk edin gidin diyor. Hatta şehit anaları dahi “yeter artık, barış olsun, kan dökülmesi dursun, başka analar ağlamasın” diyor. 
 
Toplumu böyle bir beklenti sardı. Herkes buruk da olsa bir sevinç yaşıyor. İçinde zerre kadar insanlıktan bir kırıntı kalan bile bu manzaraya bakar da etkilenir. 
 
Silahın ve öldürmenin nelere mal olduğunu dağdaki dahil herkes biliyor artık. Üstelik silahla alınıp verilecek bir şeyin kalmadığını da. Varsa bile silahsız çözmenin imkanını da.
 
Daha ne?
 
Ne diyeyim, inşallah bu fırsatı da fevtetmeyiz. Bundan kan emici, çıkarcı, rantçı kafirler memnun olur ancak. “İt ite” diye ellerini oğuşturur dururlar onlar memnuniyetle.
 
Gelin bu sefer akıllı mantıklı hareket ederek o asalak bitleri hüsrana uğratalım olmaz mı?
 
Biz son iki başlıkta samimiyetle fikrimizi ilan ediyoruz: “Biz bağrımızı açtık, kucaklamaya hazırız.”
 
Tüm Yazılar