Bölücülük Asla Savunulamaz

 

Her dönemde olduğu gibi günümüzde de içimizden ve dışımızdan fitne ve fesat unsurları boş durmuyorlar.  Özellikle de ulusalcı/milliyetçi düşünceleri tahrik ederek suret-i haktan görünüyor, ülkemizi bölmek parçalamak için her türlü yola başvuruyorlar. 
 
Büyük Şair ne güzel söylemiş:
 
Sen ben desin efrat aradan vahdeti kaldır
Milletler için kıyamet işte o zamandır. 
 
Osmanlı yenilip dağılma sürecine girince içeride ve dışarıda faaliyet gösteren, ortak ve özel menfaatleri bulunan bölücüler devreye girdiler ve bir büyük devletten  bir çok uyduruk ulus devlet çıkardılar. Bu sürece girmeden önce bu sonucu gören âlimler gerekli uyarıları yaptılar, İslam birliği için yollar, yöntemler gösterdiler.
 
Tefrika felaketi kapıyı çalınca da her bir parçada yaşayan basiretli âlimler buna karşı çıktılar, birliğin bozulmaması için çaba gösterdiler; ama bir kere ok yaydan çıkmıştı. 
 
Osmanlı bölündükten sonra uyduruk devletçikler arasında 'bir şekilde birlik' oluşturmak için kimilerince çok gayret edildi ve hâlâ da ediliyor. İslam ülkeleri arasındaki örgütlenmeler, işbirlikleri, diyaloglar, sıfır problem hedefleri, bu bütünleşmeye yönelik çabaların örnekleridir. 
 
Tabii şeytanın da vazifesi var, o da boş durmuyor, ha bire çabalayıp duruyor. Yani birileri bağlıyor, birileri çözüyor. Birileri barıştırıyor, birileri araya fitne fesat sokuyor ve kavga ettiriyor. 'Her dili konuşan Müslüman topluluğunun ayrı bir devlet kurmasını yasaklayan ayet veya hadis mi var?' diye de itiraz ediyorlar. 
 
Peki emreden ayet ve hadis var mı? Olaya neden bir de bu açıdan bakmıyoruz?
 
Birlik ve beraberlik için pek çok ayet ve hadis var da bir tanesini hatırlayalım: 
 
 
“Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın; bölünüp parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirine düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O'nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.'(Âl-i İmran: 3/103).
 
I. Dünya savaşında Müslümanlara galip gelen güçlü devletler ve onların içimizdeki yandaşları, yeni kurulan/kurdurulan  devletlere ayrı ayrı milliyetçi/ulusçu devletler kurdurunca bölünmüşlük, parçalanmışlık kendiliğinden oluyor. 
 
Sonra ‘ulusal egoizm ve çıkar düşüncesi' din kardeşliğinin, ümmet birliğinin önüne geçiyor. Sözde Müslüman uluslar ya da bölücüler bazen kâfirlerle işbirliği yaparak kardeşleriyle savaşıyorlar. 
 
Eğer Müslüman isek ve bölücülüğün manasını, şümulünü ve zararlarını biliyorsak yapacağımız tek şey, düşünce ve davranışlarımızı dinimize uygun kılmaktır. Müslümanlar kardeştir. Ümmeti daha fazla bölmenin ve birbirine düşürmenin İslam'da yeri olduğunu kimse iddia edemez.
 
Müslümanlara düşen vazife daha fazla bölünmek ve parçalanmak, daha fazla çatışmak ve kan dökmek yerine birleşmek, bütünleşmek, hak ve adaleti birlikte sağlamaktır. Bunun için daha fazla işbirliği yapmaktır. Birlik, dirlik ve düzenimizi bozmak suretiyle meşru olmayan menfaatler devşirme peşinde olanlara fırsat vermemektir.  
 
Türk, Kürt, Arab, Fars, Berberî vs. bütün Müslümanların âkil adamları, Müslüman kanaat önderleri bir araya gelmeli, olup biteni müzakere etmeli, ümmetin yoluna ışık tutacak açıklamalar yapmalıdırlar. 
 
Şu sancılı günler İslam Dünyasına nur topu bir evlat gibi birlik, beraberlik, barış, adalet ve eşitlik getirebilir. Allah Teâlâ dilerse bize kurulan bütün tuzaklar kuranların başına geçebilir.
 
Neden olmasın?
 
Bütün gücümüzle barış ve kardeşlik, özgürlük ve adalet diyoruz. 
 
Bunun için çalışanlar ömrümüz oldukça bizden alkış ve dua alırlar.
 
Tüm Yazılar