Anlaşabilir miyiz? Bir Deneyelim

Biz bu ülkenin alnı açık özgür ve eşit bireyleriyiz. “Zenci” veya “Kunta Kinte” değiliz. Bunu böyle kabul ederek masaya oturursanız, biz de varız.

Değilse, hak batıl mücadelesi ezelden ebede devam edecektir, biz bunu bilmiyor değiliz.

Ertuğrul özkök, “bazı gerçekleri tescil etmekle işe başlamamız gerekiyor” diyerek bazı mutabakatları “tamam” sayıyor ve sonra da soruyor:

“Geriye ne kalıyor?

Anlaşamadığımız noktalar.

Onları da alt alta yazalım.

Türban mı dediniz?

18 yaşını geçmiş kız çocuğuna üniversitenin yolunu mu açalım?

Peki evet.

Ama bunun sınırı ne olacak? Devlet daireleri, TBMM, ilköğretim, lise?

Onun garantilerini de yazalım.

Sonra imam hatip okullarına gelelim.

Tevhidi tedrisat ortada. Onu da yazalım.

İçki yasakları, hayata müdahale, mahalle baskıları...

Hep birlikte, sağduyu ile düşünelim.

Düşünelim ve başkalarının bizim üzerimizden "ılımlı İslam" vesaire gibi safsataları uluslararası politika mezesi haline getirmesine izin vermeyelim.

İşte size bir toplumsal mutabakat paketi.

Mükemmel veya değil.

İtirazı olan mı var?

Eklenir, çıkarılır, uzlaşılır.

öyleyse sorun ne?

Sorun, güven sorunu.

öyleyse işe oradan başlamak gerekiyor.”
(http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=9160114&yazarid=10)

Şu satırlar önemli:

İşte size bir toplumsal mutabakat paketi.

Mükemmel veya değil.

İtirazı olan mı var?

Eklenir, çıkarılır, uzlaşılır.”

önemi, uzlaşı istemesindendir. İyi niyetindendir. “Tenezzül”ündendir.(!)

Ama mutabakat olur mu bilemem. Daha birinci maddede bir sürü sorun var. Anlaşılıyor ki aramızdaki uçurum, sanıldığı kadar kısa ve küçük değildir. Ama mutabakatta açık olmak faydalıdır. Şimdi biz de konuşalım:

İlk madde şu: “18 yaşını geçmiş kız çocuğuna üniversitenin yolunu mu açalım? Peki evet. Ama bunun sınırı ne olacak? Devlet daireleri, TBMM, ilköğretim, lise? Onun garantilerini de yazalım.” Diyorsunuz.

Sayın özkök, üniversiteli kızlarımızın başlarını örtmelerini istemelerinin gerekçesi nedir?

“Dinleri öyle istediği içindir”, değil mi?

Evet, öyledir.

“Din özgürlüğü” açısından onlara bu hakkı verdik. Güzel. Ama dinin bu emri, sadece üniversiteli kızlara mı özeldir, yoksa devlet daireleri, TBMM, ilköğretim, lise dahil akıl baliğ olmuş bütün müslüman kızlara ve kadınlara mı?

Tabi ki bütün kadınlara. Dinin emri gayet açık ve Diyanetin fetvası ortada.. “Açık değil” diyenin inancı kendisini bağlar.

Ee, bu bir hak ise, “Ama bunun sınırı ne olacak?” diye sormanın anlamı nedir? Hangi garantiyi neden istiyorsunuz? Herkese hakkını verirseniz, zaten sorun kalmaz.

“Yok, ben kadınların yarısına haklarını veririm, yarısına vermem” derseniz, ölçünüz ne? Bu keyfiliği inatla sürdürmenin mantığı nedir? Nere gitti insan hakları? Başörtüsü ile üniversitede yok olmayan laiklik, liselerde olursa neden yok olacak?

Görüyorsunuz ki mutabakat öyle kolay da değildir. Daha birinci maddede takılıp kaldık. Geridekilere de bir sürü itirazımız var.

Siz, üstü örtülü “verdiklerimizle yetinin” diyorsunuz. Bu sözde, bu tavırda insan hakları yok, insanlık onuru yok, din ve vicdan özgürlüğü yok, hukukun üstünlüğü yok, eşitlik ve adalet yok, değer verdiğinizi söylediğiniz laiklik de yok. Nasıl içinize siniyor bilmem ki?

Evet, biz bu ülkenin alnı açık özgür ve eşit bireyleriyiz sayın özkök. “Zenci” veya “Kunta Kinte” değiliz. Bunu böyle kabul ederek masaya oturursanız, biz de varız.

Değilse, hak batıl mücadelesi ezelden ebede devam edecektir, biz bunu bilmiyor değiliz.

Son olarak şu notu da düşelim; bunlar “anlaşabiliriz” diyenler içindir. Yoksa “ne zaman adam oluruz?” diye kendisi sorup, “özgürlük istediğini söyleyenlerin gerçekte ne istediğini anladığımız zaman” diye kendisi cevaplayan Fatih Altaylı gibilerle oturup konuşmak bile zordur.

Ne diyor o, biliyor musunuz?

“Değerli okurlar.
İşte Türkiye Cumhuriyeti'nin karşı karşıya olduğu durum bu.
… Türkiye Cumhuriyeti'nden alınmak istenen rövanş bu.
Bunun kılıfı özgürlük.
Bunun kılıfı demokrasi.
Bunun kılıfı liberalizm.
Yerse.
Yemezse zorla.
öyle diyorlar.” (http://www.fatihaltayli.com.tr/content.cfm?content_id=3680)

Zaten sizden ne özgürlük, ne demokrasi dilenen yok. Sizden öğrendik; “hak verilmez, alınır”mış.

Elinizde “el sopası” var diye sizden korkacak değiliz. Gönül isterdi ki siz de “el sopasıyla” tehdit edip meydan okumasaydınız. Yiğitliğe yakışmıyor.

Son bir not: üslubumuz neden birden sertleşti? Ben de şaştım, ama gerçek şu ki, üzüm üzüme baka baka kararırmış. Altaylı’yı andık ya, olacağı buydu.


Tüm Yazılar